Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanıma ve Tenfizi
Giriş
Devletlerin egemenlik yetkisi gereği, bir mahkeme kararının kural olarak yalnızca verildiği devlet ülkesinde hüküm ve sonuç doğurması kabul edilir. Bu nedenle, bir yabancı mahkeme kararının başka bir devlette kendiliğinden geçerlilik kazanması veya icra edilmesi mümkün değildir. Ancak uluslararası ticari, ailevi ve miras ilişkilerinin artması, yabancı mahkeme kararlarının sınır aşan etkiler doğurmasını kaçınılmaz hale getirmiştir.
Bu ihtiyaç doğrultusunda gelişen tanıma ve tenfiz kurumları, yabancı mahkeme kararlarının başka bir devlet ülkesinde hukuki sonuç doğurmasını sağlamaktadır. Türk hukukunda bu konu, esas olarak 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (‘‘MÖHUK’’) 50. maddesi ve devamında düzenlenmiştir. Bu makalede, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi; kavramsal çerçevesi, şartları, usulü ve yargısal denetimin sınırları bakımından mevzuat, doktrin ve içtihatlar ışığında ele alınacaktır.

Tanıma ve Tenfiz Nedir?
Tanıma, yabancı bir ülkede verilen mahkeme kararının, Türkiye’de kesin hüküm veya kesin delil olarak kabul edilmesini ifade etmektedir. Tanıma kararı ile yabancı ilam, Türk hukuk düzeninde hukuki varlık kazanmakta; ancak icra edilebilirlik sonucunu doğurmamaktadır. Bu yönüyle tanıma, yabancı kararın maddi anlamda kesin hüküm gücünün Türkiye bakımından tanınmasını sağlamaktadır.
Tanıma özellikle kişisel hâl ve statüye ilişkin kararlar bakımından önem arz etmektedir. Boşanma, evliliğin iptali, soybağı ve evlat edinme gibi inşai veya tespit kararları, kural olarak eda hükmü içermediğinden tenfize değil, tanımaya konu olmaktadır. Nitekim 5718 sayılı Kanun’un “Tanıma” başlıklı 58. Maddesinde yer verilen “Yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz.” şeklindeki ifade ile tanıma kararı verilebilmesi için de 5718 sayılı Kanun’un tenfiz şartlarına ilişkin 54. Maddesinin kıyasen uygulanacağı anlaşılmaktadır.
Tenfiz ise, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de icra edilebilir hale gelmesi anlamına gelmektedir. Maddi tazminat, nafaka alacakları, ticari alacaklar ve iş hukuku ile ilgili eda hükmü nitelikli kararlar için tenfiz prosedürü işletilmektedir. MÖHUK md. 50’de yabancı mahkeme kararının tenfizine ilişkin, “Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
Tanıma ve tenfiz hukuki müesseselerinin temel dayanağı 5718 sayılı MÖHÜK; Türkiye’nin tarafı bulunduğu uluslararası sözleşmeler uluslararası hukukta kendisine uygulama alanı bulan mütekabiliyet yani karşılıklılık ilkesidir. Mütekabiliyet ilkesi devletlerin yargı kararlarının icrası konusunda karşılıklı saygı ve iş birliği içinde hareket etmelerini ifade etmektedir. Tanımda da belirtildiği üzere “yargı kararlarının icrası” özelinde aranan bir şart olduğundan esasında yalnızca tenfiz kararları bakımından mütekabiliyet ilkesinin yerine getirilmiş olması aranır.
Tanıma ve Tenfiz Davasının Şartları
Bir üst başlıkta da belirtildiği üzere tanıma ve tenfiz için aranan şartlar Kanun’un 54/1-a maddesi yani karşılıklılık şartı hariç olmak üzere aynı olduğundan bu kısımda her kişi bakımından aranan şartlara yer verilmektedir. Kanun’un genel düzenlenme şekli incelendiğinde “Tenfiz Şartlar” başlığı ile 54. Maddenin düzenlendiği görülmekte birlikte 50. Maddede de ön şartlara yer verildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle varlığına ihtiyaç duyulan tüm şartların “ön şartlar” ve de “esas şartlar” olarak nitelendirilmesi mümkündür.
5718 sayılı Kanun’un “Tenfiz Kararı” başlıklı 50. Maddesi “Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. (2) Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir.” Şeklinde düzenlendiğinden ön şartlar aşağıdaki şekilde sayılabilecektir:
- Yabancı bir devletin yargı organı tarafından verilmiş bir karar olması:
Yabancı bir mahkemece verilmiş olan bir ilam arandığından yabancı devletlerin idari makamlarınca verilen kararların doğrudan tanıma veya tenfiz davası açılması yolu ile Türkiye’de uygulanabilir hale getirilmesi mümkün değildir. Ancak bu konuda da bazı istisnalar bulunmakta olup kanunlarda belirtile hallerde (Örneğin evlat edinmeye ilişkin 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 30/2 maddesi) idari makamlarca verilen kararlar için de tanıma veya tenfiz kararı alınabilmesi mümkündür.
- Yabancı mahkemelerin hukuk davalarına ilişkin veya ceza davalarında kişisel haklarla ilişkili verilmiş bir hüküm olması.
Tanıma ve tenfiz kararı verilebilmesi bakımından esas olan uyuşmazlığın özel hukuka tabi olmasıdır. Ancak bunun istisnası; 5718 sayılı Kanun’un 50/2 hükmü ile ceza ilamlarında da kişisel haklara ilişkin bölümlerin tenfiz edilmesine karar verilmesi şeklinde düzenlenmiştir.
- Kararı veren devlet kanunlarına göre maddi ve şekli anlamda kararın kesinleşmiş olması.
Tenfiz veya tanıma talebine konu yabancı mahkeme kararının hem maddi hem de şekli anlamda kesinleşmiş olması aranmaktadır; zira Kanun’un 59. Maddesi “Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.” şeklindedir. Bu kapsamda kararın kesinleşmemiş olması talebin reddi sebebidir.
Tenfiz kararı verilebilmesi için gerekli bulunan özel şartlar ise 5718 sayılı Kanun’un 54. Maddesi kapsamında aranacak şartlar aşağıdaki gibi sıralanabilmektedir;
- Mütekabiliyet (Karşılıklılık ilkesi):
Mütekabiliyet ilkesi; tenfiz kararlarının hem dayanağı hem de asıl şartlarından biri konumundadır. Zira Kanun’un mevzu bahis 54/1-a hükmü “Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması” şeklinde düzenlenmektedir. Madde metninden de görüldüğü üzere akdi, fiili veya hukuki bir karşılıklılık bulunması yeterli görülmektedir. Mütekabiliyet ilkesi tanıma taleplerinde aranmamaktadır.
- İlamın yetkili mahkeme tarafından verilmiş olması:
5718 sayılı Kanun’un 54/1-b hükmü “İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.” şeklinde düzenlenmektedir. Dolayısıyla yabancı mahkeme ilanının münhasıran Türk Mahkemelerinin bakmakla yükümlü olduğu konuda verdiği kararlara ilişkin tenfiz talepleri doğrudan reddedilecek ve Türk mahkemelerinde taraflarca yeniden dava ikame edilmesi gerekecektir. Ancak bunun dışında kalan kararların yetki bakımından incelenmesi ancak taraflardan birinden yetkiye ilişkin itiraz gelmesi şartıyla mümkündür.
Türk Mahkemelerinin münhasır yetkili olduğu uyuşmazlıklara; taşınmazın aynından doğan davalar (HMK md.12 taşınmaz yeri mahkemesi yetkilidir.), iflas kararı verilmesine ilişkin davalar (İİK md.154), vesayet davaları (Yargıtay tarafından Türkiye’nin münhasır yetkili olduğu içtihat edilmiş olmakla birlikte öğretide tart) örnek verilecektir. Ancak işbu makalemizde her ne kadar detayına girilmeyecek ise de münhasır yetkinin niteliği ve kapsamına yönelik doktrinde farklı görüşmelerin bulunduğunu da söylemek isteriz. Örneğin; doktrindeki bir kısım yazarlar bakımından 5718 sayılı Kanun’un “Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi” konulu 44-47 maddeleri kapsamında işçi, tüketici ve sigorta ettiren, sigortalı ile lehtar lehine sınırlı münhasır yetki kuralının kabul edildiği durumda; bu uyuşmazlıklar yönünden yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizine ilişkin taleplerin reddedilmesi gerektiğini savunmaktadırlar.
- Hükmün kamu düzenine aykırı olmaması:
Yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerekmektedir. Kamu düzeni, dar ve istisnai yorumlanması gereken bir kavramdır. Yargıtay içtihatlarında, her hukuka aykırılığın kamu düzeni ihlali oluşturmayacağı; yalnızca Türk hukukunun temel ilkelerini ve anayasal değerlerini zedeleyen hâllerin bu kapsamda değerlendirileceği kabul edilmektedir.
- Savunma hakkının korunmuş olması:
5718 sayılı Kanun’un 54/1-ç maddesi “O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması” şeklinde düzenlenmektedir. İşbu hüküm uyarınca hakkında tenfiz istenen kişinin, yabancı mahkeme yargılamasında usulüne uygun şekilde davet edilmiş veya temsil edilmiş olması gerekmektedir. Aksi hâlde, adil yargılanma ve savunma hakkının ihlali söz konusu olacağından tenfiz talebin reddi gündeme gelecektir.
- Tanıma ve tenfize engel diğer nedenlerin bulunmaması:
5718 sayılı Kanun’un 55. Maddesinin ikinci fıkrası kapsamında karşı tarafın MÖHUK’ta düzenlenen tenfiz veya tanıma şartlarının gerçekleşmediği veya yabancı mahkeme ilâmının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebileceği düzenlenmektedir. Dolayısıyla yukarıda yer verilen ön ve esas şartların bulunduğu halde dahi karşı taraf mahkeme ilanının yerine getirilmiş olduğunu veya yerine getirilmesinin mümkün olmadığını iddia ve ispat ederek tenfiz veya tanıma talebinin reddini sağlayabilecektir.
Tanımaya ilişkin Kanun’un 58. Maddesinin ilk fıkrasında yer verilen “yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz.” hükmü doğrultusunda 54/1-a maddesi doğrultusunda aranan mütekabiliyet ilkesi hariç olmak üzere yukarıda yer verilen şartların tümünün tanıma talebinde de mahkemece varlığı aranacaktır.
Tanıma ve Tenfiz Davalarında Usul
Tanıma ve tenfiz davalarında uygulanacak usul hâkimin hukukuna göre belirlenecek; yani Türk hukukunda belirlenmiş usul kuralları uygulama alanı bulacaktır. Tanıma ve tenfiz davalarında genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemeleri olmakla birlikte boşanma, nafaka, velayet gibi aile hukukuna tabi davalar olması halinde görevli mahkeme aile mahkemesi olacaktır.
Yetkili mahkemenin nasıl belirleneceği ise yine 5718 sayılının Kanun’un 51. Maddesinde düzenlenmektedir. Buna göre; davalının yerleşim yeri, yok ise sakini olduğu yer mahkemesi, bunlardan ikisi de mevcut değil ise dava Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinde açılmalıdır. 5718 sayılı Kanun’un 55. Maddesi kapsamında tenfiz ve tanıma kararlarına ilişkin davaların basit yargılama usulüne tabi olduğu belirtilmiştir.
Kanun’un 52. ve 53. Maddelerinde ise dava dilekçesinin içermesi gereken unsurlar; dava dilekçesine eklenecek belgeler düzenlenmiş olup dava dilekçesi ekinde tenfizi veya tanınması istenen mahkeme kararının ve kararın kesinleştiğini gösteren belgenin o devletin yetkili makamlarınca onanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesinin aranacağına yer verilmiştir. Yine ülkemizde Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılmasına Dair 5 Ekim 1961 tarihli Lahey Sözleşmesi’nin 1985 yılından itibaren yürürlüğe girmesi ile birlikte Sözleşme’ye taraf olan devletler bakımından belgelerin apostil şerhi alınması suretiyle de kullanılmasına imkan sağlanmıştır.
Nitekim tanıma veya tenfiz talebinin şartlardan birinin eksikliği nedeniyle reddedilmesi halinde yabancı mahkeme kararı her ne kadar 5718 sayılı Kanun kapsamında kesin delil niteliği haline gelmeyecek ise de Türkiye’de asıl uyuşmazlığa ilişkin açılacak davada takdiri delil olarak öne sürülebilecek ve Türk mahkemesince değerlendirmeye alınabilecektir.
Revizyon Yasağı (Révision au fond) Nedir?
Tanıma ve tenfiz talebinin mahkemeye ulaşması akabinde Türk mahkemesi yalnızca 5718 sayılı Kanun’da yer verilen şartların sağlanıp sağlanmadığı yönünde bir inceleme yetkisine sahiptir. Yani mahkeme; davaya konu uyuşmazlığın esasına, maddi boyutuna ilişkin bir inceleme değerlendirme yapma imkanını haiz değildir. Kaldı ki uyuşmazlığın maddi boyutuna yapılacak inceleme tanıma ve tenfiz müesseselerinin pragmatik boyutunu ortadan kaldıracak; mevzuattaki bu düzenlemeleri anlamsız hale getirecektir. Bu hususta Yargıtay 11. HD, 16.01.2019 tarih ve 2018/2555 E. 2019/391 K. sayılı kararında, revizyon yasağının kabul edilmesinin gerekçesini “Buna göre örneğin Türk tenfiz hakimi “kural olarak” yabancı mahkeme kararının doğruluğunu inceleyemez (revizion au fond yasağı). Zira aksinin kabulü, aynı davanın Türk mahkemesinde tekrar görülmesi ve yeni bir Türk mahkemesi kararının ortaya çıkması sonucunu doğurur” şeklinde görüş bildirmiştir.

Boşanma Kararları Bakımından Süreç
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu, Yabancı Ülke Adlî veya İdarî Makamlarınca Verilen Kararların Nüfus Kütüğüne Tescili Hakkında Yönetmelik kapsamında ile boşanma kararları bakımından işbu makalemizde yer verilen tanıma ve tenfiz davaları dışında bir idari başvuru ile boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin verilen kararların aile kütüğüne tesciline ilişkin yabancı mahkeme kararının doğrudan nüfus kütüğüne tescili imkanı getirilmiştir. Dolayısıyla yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararların nüfus kütüklerine tescili için yurt dışında kararın verildiği ülkedeki dış temsilciliklere, yurt içinde ise bazı il nüfus ve vatandaşlık müdürlüklerine başvuru yapılabilmesi mümkündür.
Sonuç ve Değerlendirme
Yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi, uluslararası hukuki ilişkilerin sürekliliği ve bireylerin kazanılmış haklarının korunması bakımından çağdaş hukuk sistemlerinin vazgeçilmez kurumları arasında yer almaktadır. Türk hukukunda bu alanın 5718 sayılı MÖHUK ile ayrıntılı ve sistematik biçimde düzenlenmiş olması, devletin egemenlik yetkisi ile uluslararası hukuki iş birliği arasında dengeli bir yapı kurulmasını sağlamaktadır. Tanıma ve tenfiz şartlarının kanunda sınırlı ve açık şekilde öngörülmesi, uygulamada hukuki öngörülebilirliği artırmakta ve keyfî değerlendirmelerin önüne geçmektedir.
Bu çerçevede, kamu düzeni ve savunma hakkı kavramlarının dar ve ölçülü yorumlanması büyük önem taşımaktadır. Yargıtay içtihatlarında benimsenen bu yaklaşım, yabancı mahkeme kararlarının sırf Türk hukukundan farklı düzenlemeler içermesi nedeniyle reddedilmesini engellemekte; uluslararası özel hukuk alanında hukuki güvenliğin sağlanmasına hizmet etmektedir. Tanıma ve tenfiz kurumlarının mevzuatın amacına uygun ve istikrarlı biçimde uygulanması, Türk hukukunun uluslararası alandaki etkinliğini ve güvenilirliğini güçlendiren temel unsurlardan biridir.
Saygılarımızla,
Atabay Hukuk Bürosu