Huzur ve Sükununu Bozma Suçu Nedir, Cezası Ne Kadardır?
Huzur ve sükununu bozma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun TCK m.123 hükmünde düzenlenen ve “Hürriyete Karşı Suçlar” kapsamında yer alan bir suç tipidir. Bu suçla korunan temel hukuki değer, bireylerin iç huzuru, psikolojik bütünlüğü ve dış müdahalelerden arındırılmış şekilde yaşamlarını sürdürebilme özgürlüğüdür. Kanun koyucu, belirli bir kişiye yönelik olarak gerçekleştirilen ve ısrar niteliği taşıyan rahatsız edici davranışları cezai yaptırıma bağlamak suretiyle, kişilerin özel ve sosyal yaşam alanlarının korunmasını amaçlamaktadır. Bu kapsamda suç, fiziksel bir saldırıdan ziyade, bireyin ruhsal dinginliğini hedef alan sistematik müdahaleleri konu edinmektedir.
Söz konusu suçun oluşabilmesi için failin, mağdurun huzur ve sükununu bozma amacıyla hareket etmesi ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli hareketleri ısrarla gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bu hareketler; ısrarla telefon edilmesi, ısrarla gürültü yapılması veya hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması şeklinde kanunda sayılmıştır. Dolayısıyla tek bir eylem ya da süreklilik arz etmeyen davranışlar bu suçun oluşumu için yeterli değildir. Ayrıca failin kastı da önem taşımakta olup, mağduru rahatsız etme iradesiyle hareket edilmesi gerekmektedir. Aksi halde, eylem başka bir suçun kapsamında değerlendirilebilir.
Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun cezası, TCK m.123 uyarınca üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır. Uygulamada somut olayın özelliklerine göre bu ceza adli para cezasına çevrilebilir, ertelenebilir veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. Suçun şikâyete bağlı olması nedeniyle mağdurun şikâyeti olmaksızın soruşturma yürütülemez; ayrıca şikâyet süresi, öğrenmeden itibaren altı ay ile sınırlıdır. Bununla birlikte, suç uzlaştırma kapsamında yer almakta olup, tarafların uzlaşması halinde ceza yargılaması sona erebilmektedir. Bu yönüyle düzenleme, hem mağdurun korunmasını hem de uyuşmazlıkların daha hızlı ve etkin şekilde çözülmesini hedeflemektedir.

Huzur ve Sükunu Bozma Suçu Nedir?
Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu, Türk Ceza Kanunu’nun TCK m.123 hükmünde, “Hürriyete Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenmiş olup, bireylerin psikolojik bütünlüğünü, iç huzurunu ve sosyal yaşamda rahatsız edilmeden var olma hakkını koruma amacını taşımaktadır. Bu suç tipi, fiziksel bir müdahaleden ziyade bireyin ruhsal dinginliğine yönelen müdahaleleri cezalandırmakta; mağdurun yaşam alanına, iletişim özgürlüğüne ve karar verme serbestisine yönelik sistematik rahatsız edici davranışları konu edinmektedir. Bu yönüyle suç, bireyin özel yaşam alanına yapılan müdahalelerin belirli bir yoğunluğa ulaşması halinde cezai yaptırıma bağlanmasını sağlamaktadır.
Suçun oluşabilmesi için failin mağdurun huzur ve sükununu bozma kastıyla hareket etmesi gerekmektedir. Kanun koyucu bu suç tipini düzenlerken yalnızca hareketin varlığını değil, aynı zamanda bu hareketin belirli bir kişiye yönelmiş olmasını ve “ısrar” unsurunu da zorunlu kılmıştır. Dolayısıyla tekil, tesadüfi veya süreklilik arz etmeyen davranışlar bu suç kapsamında değerlendirilmez. Suçun oluşumu bakımından belirleyici olan husus, davranışın sistematik, devamlı ve mağdur üzerinde rahatsız edici bir etki yaratacak nitelikte olmasıdır.
Bu suç tipi uygulamada sıklıkla diğer suçlarla iç içe geçebilmekte ve bazı durumlarda bağımsız bir suç olarak değil, başka bir suçun unsuru olarak değerlendirilerek ayrıca cezalandırılmamaktadır. Özellikle cinsel taciz, tehdit veya şantaj gibi suçlarda huzur bozucu davranışlar suçun doğal bir parçası haline geldiğinden, bu fiiller ayrıca TCK m.123 kapsamında değerlendirilmemektedir. Bu nedenle somut olayın niteliği, failin kastı ve eylemin yöneldiği hukuki değer dikkatle analiz edilmelidir.
Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçunun Unsurları
Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun oluşabilmesi için kanunda belirlenmiş seçimlik hareketlerden en az birinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. TCK m.123 uyarınca bu seçimlik hareketler; ısrarla telefon edilmesi, ısrarla gürültü yapılması veya ısrarla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması şeklinde düzenlenmiştir. Bu hareketlerden herhangi birinin varlığı, diğer unsurlar da sağlandığı takdirde suçun oluşması için yeterli kabul edilmektedir.
Suçun manevi unsuru bakımından özel kast aranmakta olup, failin mağdurun huzur ve sükununu bozma amacıyla hareket etmesi gerekmektedir. Bu yönüyle genel kast yeterli değildir; failin davranışlarının hedefi doğrudan mağdurun rahatsız edilmesi olmalıdır. Yargıtay uygulamalarında da bu özel kastın varlığı, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmekte; failin amacı, eylemlerin yoğunluğu ve mağdur ile olan ilişkisi dikkate alınmaktadır.
Maddi unsur açısından ise hareketlerin belirli bir kişiye yönelmiş olması ve “ısrar” niteliği taşıması önemlidir. Israr kavramı, tek seferlik veya tesadüfi davranışları dışlamakta; süreklilik, tekrar ve devamlılık içeren fiilleri kapsamaktadır. Bu çerçevede failin eylemlerinin mağdur tarafından rahatsızlık olarak algılanması tek başına yeterli olmayıp, objektif olarak huzur bozucu nitelikte olması ve belirli bir yoğunluğa ulaşması gerekmektedir.
Telefon Yolu İle Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma
Telefon yolu ile huzur ve sükunun bozulması, uygulamada en sık karşılaşılan seçimlik hareketlerden biridir ve halk arasında “telefonla rahatsız etme” olarak da bilinmektedir. TCK m.123 kapsamında telefonla yapılan aramalar veya mesaj gönderimleri, ısrar unsurunu taşıması halinde suçun oluşumuna yol açmaktadır. Bu kapsamda yalnızca arama yapılması değil, arama sonrası konuşulmaması, sessiz kalınması veya mağdura rahatsız edici sesler dinletilmesi gibi davranışlar da değerlendirme kapsamına girmektedir.
Telefonla yapılan iletişimde önemli olan husus, bu iletişimin belirli bir kişiye yönelmiş olması ve sistematik şekilde tekrarlanmasıdır. Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, arama veya mesaj sayısı tek başına belirleyici olmamakta; olayın özellikleri, aramaların sıklığı, zamanlaması ve mağdur üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, mağdurun rahatsızlık bildirmesine rağmen iletişimin devam etmesi, ısrar unsurunun varlığını güçlendiren bir durum olarak kabul edilmektedir.
Ayrıca telefonla yapılan rahatsızlık sadece sesli aramalarla sınırlı değildir; kısa mesajlar, anlık mesajlaşma uygulamaları ve benzeri dijital iletişim araçları da bu kapsamda değerlendirilmektedir. WhatsApp, SMS, e-posta gibi araçlarla sürekli ve istem dışı iletişim kurulması, mağdurun dijital mahremiyetini ihlal eden ve huzurunu bozan bir davranış olarak kabul edilmekte; bu tür eylemler de TCK m.123 kapsamında cezai sorumluluk doğurabilmektedir.

Sürekli Gürültü Yaparak Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma
Sürekli gürültü yapılması suretiyle huzur ve sükunun bozulması, özellikle komşuluk ilişkilerinde ortaya çıkan uyuşmazlıklar bağlamında sıkça gündeme gelmektedir. TCK m.123 kapsamında değerlendirilen gürültü, yalnızca yüksek sesli müzik veya fiziksel sesler değil; mağdurun huzurunu bozma amacı taşıyan her türlü rahatsız edici ses veya davranışı kapsamaktadır. Bu bağlamda gürültünün niteliği değil, amacı ve etkisi önem arz etmektedir.
Gürültüye dayalı eylemlerde ısrar unsuru, telefonla rahatsız etmeden farklı olarak mutlaka çok sayıda tekrar gerektirmemektedir. Tek bir eylemin uzun süre devam etmesi veya belirli aralıklarla tekrarlanması, ısrar unsurunun oluşması için yeterli kabul edilebilmektedir. Örneğin uzun süreli yüksek sesli müzik yayını, bilinçli şekilde yapılan darbe sesleri veya rahatsız edici ritmik sesler, mağdurun huzurunu bozma amacıyla gerçekleştirildiğinde suç kapsamında değerlendirilebilir.
Bununla birlikte, günlük yaşamın olağan akışı içinde ortaya çıkan ve makul sınırlar içerisinde kalan gürültüler bu suçun kapsamına girmez. Özellikle tadilat, tamirat, taşınma veya benzeri zorunlu faaliyetlerden kaynaklanan sesler, belirli bir ölçüde katlanılabilir kabul edilmektedir. Ancak bu tür faaliyetlerin dahi mağduru rahatsız etme kastıyla ve ölçüsüz şekilde gerçekleştirilmesi halinde, durumun somut olay özelinde değerlendirilmesi ve suçun oluşup oluşmadığının ayrıca incelenmesi gerekir.
Huzur ve Sükununu Bozma Suçu Cezası
Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu, TCK m.123 hükmü uyarınca üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Kanun koyucu, bu suç tipinde nispeten alt sınırı düşük bir yaptırım öngörerek, suçun ağırlığını ve niteliğini göz önünde bulundurmuş; ancak mağdurun huzur hakkını koruma amacıyla cezai yaptırım mekanizmasını devreye sokmuştur.
Hükmedilen hapis cezası, somut olayın özelliklerine göre adli para cezasına çevrilebilmekte, ertelenebilmekte veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilebilmektedir. Bu noktada mahkeme, failin kişisel durumu, suçun işleniş biçimi, mağdur üzerindeki etkisi ve failin sabıka durumu gibi kriterleri değerlendirerek takdir yetkisini kullanmaktadır. Ancak her durumda bu imkanların uygulanması otomatik olmayıp, yargı mercilerinin değerlendirmesine bağlıdır.
Ceza yargılamasında temel amaç, yalnızca failin cezalandırılması değil, aynı zamanda toplumsal düzenin korunması ve mağdurun huzur hakkının güvence altına alınmasıdır. Bu nedenle, TCK m.123 kapsamında verilen cezalar, bireylerin birbirlerinin özel yaşam alanlarına saygı göstermelerini temin etmeye yönelik caydırıcı bir işlev de üstlenmektedir. Özellikle tekrarlayan ihlallerde mahkemeler daha dikkatli bir değerlendirme yaparak cezanın alt ve üst sınırları arasında somut olayın ağırlığına uygun bir belirleme yapmaktadır.

Huzur ve Sükununu Bozma Suçu Şikâyet Süresi, Zamanaşımı ve Uzlaştırma
Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu, şikâyete tabi suçlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle mağdurun şikâyeti olmaksızın soruşturma başlatılması mümkün değildir. Şikâyet hakkı, mağdurun faili ve fiili öğrenmesinden itibaren 6 ay içinde kullanılmalıdır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, süresi içinde kullanılmayan şikâyet hakkı ortadan kalkmaktadır.
Suçun dava zamanaşımı süresi ise genel zamanaşımı hükümleri çerçevesinde 8 yıl olarak uygulanmaktadır. Bu süre içerisinde suçun soruşturulması ve kovuşturulması mümkündür. Zamanaşımı süresi dolduğunda ise kamu davası düşer ve fail hakkında cezai yaptırım uygulanması hukuken mümkün olmaz. Bu nedenle zaman faktörü, hem mağdur hem de fail açısından kritik bir öneme sahiptir.
Ayrıca TCK m.123 kapsamında düzenlenen bu suç, uzlaştırma kapsamına giren suçlardan biridir. Uzlaştırma süreci, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında uygulanmakta olup, tarafların anlaşması halinde dava açılmaksızın uyuşmazlık çözülebilmektedir. Uzlaşma sağlanamaması halinde ise yargılama sürecine devam edilmekte ve mahkeme deliller doğrultusunda hüküm kurmaktadır. Bu yönüyle uzlaştırma kurumu, ceza yargılamasında alternatif bir çözüm mekanizması olarak önemli bir işlev görmektedir.

TCK 123 Kapsamında Yargıtay Uygulaması ve Emsal Kararlar
Aşağıda yer verilen Yargıtay kararları, kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu bakımından özellikle ısrar, cinsel amaç ayrımı ve eylemin niteliğinin değerlendirilmesi açısından önemli içtihat niteliği taşımaktadır. Kararlar, çoğunlukla suç vasfının belirlenmesinde yapılan hatalara dikkat çekmekte ve TCK 123 ile diğer suç tipleri arasındaki ayrımı ortaya koymaktadır.
Tehdit ve Hakaret Suçlarında TCK 123’ün Uygulanma Sınırları
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 11.12.2014 tarihli, 2013/40149 Esas ve 2014/35879 Karar sayılı ilamı, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu ile tehdit ve hakaret suçları arasındaki sınırları netleştiren önemli bir içtihattır. Somut olayda sanığın mağdura birden fazla e-posta göndererek tehdit ve hakaret içerikli eylemlerde bulunduğu kabul edilmiş; yerel mahkeme bu suçların yanı sıra ayrıca TCK 123 kapsamında da mahkûmiyet kararı vermiştir.
Yargıtay incelemesinde, failin eylemlerinin bağımsız olarak tehdit ve hakaret suçlarını oluşturduğu vurgulanmış ve bu suçların yanında ayrıca kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan cezalandırma yapılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Kararda, TCK 123’ün genel ve tamamlayıcı nitelikte bir düzenleme olduğu, özel suçların oluştuğu hallerde ayrıca uygulanamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Bu değerlendirme, ceza hukukunda normlar arasındaki öncelik ve suçların içtimaı ilkeleriyle uyum göstermektedir.
Sonuç olarak Yargıtay, yerel mahkeme kararını bozmuş ve sanığın TCK 123 kapsamında cezalandırılmasını kaldırarak beraatine hükmetmiştir. Bu karar, uygulamada aynı fiil nedeniyle birden fazla suçtan ceza verilmesinin önüne geçilmesi açısından yol gösterici nitelik taşımaktadır.
Kişilerin Huzur ve Sükûnunu Bozma Suçunda Israr ve Özel Kast Unsurunun Değerlendirilmesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2021 tarihli, 2018/5053 Esas ve 2021/13927 Karar sayılı ilamı, TCK 123 kapsamında ısrar unsuru ve özel kastın somut şekilde ortaya konulması gerekliliğini vurgulayan önemli bir karardır. Somut olayda sanıklar hakkında tehdit ve kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçlarından mahkûmiyet hükümleri kurulmuş; tehdit suçuna ilişkin temyiz istemleri kesinlik nedeniyle reddedilmiş, inceleme TCK 123 kapsamında yapılan mahkûmiyetle sınırlı olarak sürdürülmüştür.
Yargıtay değerlendirmesinde, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunun genel ve tamamlayıcı nitelikte bir suç olduğu, ayrıca bu suçun oluşabilmesi için eylemlerin ısrarla tekrarlanması ve süreklilik arz etmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Somut olayda sanıkların, katılanla yaşanan tartışma sırasında bitişik dairenin banyo duvarını birkaç kez yumruklaması şeklindeki eylemlerinin, TCK 123 kapsamında nasıl değerlendirileceğinin ve özellikle ısrar unsurunun ne şekilde gerçekleştiğinin yeterince açıklanmadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte, sanıkların eylemlerinin sırf huzur ve sükûnu bozma amacıyla gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin de gerekçede ortaya konulmadığı vurgulanmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay, eksik ve yetersiz gerekçe ile kurulan mahkûmiyet hükümlerini bozmuştur. Bu karar, uygulamada TCK 123 suçunun oluşabilmesi için tekil hareketlerin yeterli olmayacağını, ısrar ve süreklilik şartının somut olayda açıkça gösterilmesi gerektiğini ve özel kastın gerekçelendirilmesinin zorunlu olduğunu ortaya koyması bakımından yol gösterici niteliktedir.
Kişilerin Huzur ve Sükûnunu Bozma Suçunda Ceza Türü ve Kusur Ehliyeti İncelemesi
Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin 22.01.2018 tarihli, 2017/5835 Esas ve 2018/441 Karar sayılı ilamı, TCK 123 kapsamında ceza türünün belirlenmesi ve kusur ehliyeti incelemesi bakımından önemli değerlendirmeler içermektedir. Somut olayda sanık hakkında cinsel taciz, hakaret ve kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçlarından mahkûmiyetine karar verilirken;ancak dosya kapsamındaki deliller, sanığın mağdureyi tehdit ettiğini de ortaya koymasına rağmen bu suçtan beraat hükmü kurulmuştur.
Bunun yanında, sanık hakkında daha sonra verilen bir mahkeme kararıyla akıl sağlığına ilişkin kısıtlama bulunduğu dikkate alınarak, TCK m.32 kapsamında sanığın “İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamayacağı veya fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığı” hususunda rapor hazırlanması ve kusur ehliyetinin araştırılması gerektiği vurgulanmıştır.
TCK 123 Uygulamasında Zincirleme Suç Ayrımı ve Huzur ve Sükûn Bozma Suçunun Sınırları
Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 18.06.2025 tarihli, 2025/1003 Esas ve 2025/5489 Karar sayılı ilamı, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu ile cinsel taciz ve hakaret suçları arasındaki hukuki nitelendirme ve suç vasfı ayrımını ortaya koymaktadır. Somut olayda sanık hakkında cinsel taciz, hakaret ve TCK 123 kapsamında mahkûmiyet kararı verilmiş; sanığın telefonla arama ve cinsel içerikli mesaj gönderme eylemleri dosyaya konu edilmiştir.
Yargıtay değerlendirmesinde, sanığın eylemlerinin bir bütün olarak zincirleme şekilde cinsel taciz suçunu oluşturduğu ve bu nedenle ayrıca kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan mahkûmiyet kurulmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. TCK 123’ün uygulanabilmesi için eylemlerin bağımsız şekilde ve sırf huzur bozma amacıyla gerçekleştirilmesi gerektiği, ancak somut olayda bu fiillerin cinsel taciz suçu içinde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu nedenle aynı fiil üzerinden ayrıca TCK 123 uygulanması mükerrer değerlendirme niteliği taşımaktadır.
Sonuç olarak Yargıtay, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünü bozmuştur. Bu karar, uygulamada suç vasfının doğru belirlenmesi, aynı eylemin birden fazla suç kapsamında yanlış değerlendirilmemesi ve özellikle TCK 123’ün tamamlayıcı suç niteliğinin sınırlarının doğru çizilmesi bakımından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Kişilerin Huzur ve Sükûnunu Bozma Suçunda Gürültü, Kabahat Ayrımı ve Etkin Soruşturma Yükümlülüğü
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 05.04.2022 tarihli, 2022/3634 Esas ve 2022/9344 Karar sayılı ilamı, TCK 123 kapsamında gürültü kaynaklı eylemlerin suç mu yoksa kabahat mi olduğu ve soruşturmanın kapsamı bakımından önemli değerlendirmeler içermektedir. Somut olayda komşular arasında gece saatlerinde sürekli gürültü yapılması, yüksek sesle konuşma ve rahatsız edici davranışlar nedeniyle şikâyet üzerine soruşturma başlatılmış, ancak kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
Yargıtay incelemesinde, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçunun oluşabilmesi için eylemlerin ısrarla ve süreklilik arz edecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği, ayrıca bu eylemlerin sırf huzur bozma amacıyla yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Buna karşılık, bazı gürültü eylemlerinin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında idari yaptırım gerektirebileceği, ancak TCK 123 kapsamında suç oluşup oluşmadığının somut delillerle ortaya konulması gerektiği belirtilmiştir. Bu ayrımın doğru yapılmaması halinde hukuki nitelendirmede hata oluşacağı ifade edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, eksik soruşturma yapıldığını belirleyerek kovuşturmaya yer olmadığı kararına yönelik itirazın reddini hukuka aykırı bulmuştur. Bu karar, özellikle komşuluk ilişkilerinden doğan gürültü uyuşmazlıklarında suç-kabahat ayrımının doğru yapılması, etkin soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmesi ve TCK 123 uygulamasında delillerin eksiksiz toplanmasının zorunluluğu açısından yol gösterici bir içtihat niteliğindedir.
Şikâyet Süresi ve Etkin Soruşturma Yükümlülüğü
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 08.02.2021 tarihli, 2020/31907 Esas ve 2021/3406 Karar sayılı ilamı, TCK 123 kapsamında şikâyet süresi, delil değerlendirmesi ve eksik soruşturma yasağı bakımından önemli tespitler içermektedir. Somut olayda şüpheli hakkında hakaret, tehdit ve kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş, itiraz ise sulh ceza hâkimliğince reddedilmiştir.
Yargıtay değerlendirmesinde, hakaret ve TCK 123 kapsamında kalan suçların şikâyete bağlı suçlar olduğu, bu nedenle 6 aylık şikâyet süresi içinde başvuru yapılıp yapılmadığının net şekilde belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ancak somut olayda suçların işlendiği tarihin ve müştekinin bu fiilleri öğrenme zamanının yeterince araştırılmadığı, tanık beyanlarının eksik alındığı ve olayların zamanının netleştirilmediği belirtilmiştir. Bu nedenle soruşturmanın eksik yürütüldüğü ve sağlıklı bir hukuki değerlendirme yapılmadan karar verildiği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, eksik inceleme nedeniyle itirazın reddi kararını bozmuştur. Bu karar, özellikle TCK 123 uygulamasında şikâyet süresinin doğru tespiti, delillerin eksiksiz toplanması ve soruşturmanın etkin şekilde yürütülmesi zorunluluğu açısından uygulamaya yön veren önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.
TCK 123 Suçunda Israr Unsuru, HTS Kayıtları ve Eksik Araştırma Yasağı
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 26.05.2021 tarihli, 2020/15911 Esas ve 2021/15827 Karar sayılı ilamı, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu bakımından ısrar unsuru, delil araştırmasının kapsamı ve teknik verilerin değerlendirilmesi konularını ele almaktadır. Somut olayda sanık hakkında TCK 123 kapsamında mahkûmiyet kararı verilmiş; taraflar arasında önceki ilişki ve husumet bulunduğu dosya kapsamına yansımıştır.
Yargıtay incelemesinde, TCK 123 suçunun oluşabilmesi için eylemlerin tek seferlik değil, ısrarla ve süreklilik arz edecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Mahkemece, sanığın katılanı gerçekten ısrarla rahatsız edip etmediğinin tespiti için HTS kayıtlarının getirtilmesi, arama sıklığı ve sürelerinin incelenmesi ve delillerin somutlaştırılması gerektiği belirtilmiştir. Ancak bu teknik veriler yeterince toplanmadan ve Yargıtay denetimine elverişli gerekçe oluşturulmadan hüküm kurulması eksik araştırma olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, eksik inceleme ve yetersiz gerekçe nedeniyle mahkûmiyet hükmünü bozmuştur. Bu karar, özellikle TCK 123 uygulamasında teknik iletişim verilerinin (HTS kayıtları gibi) zorunlu delil niteliği, ısrar unsurunun somutlaştırılması ve eksiksiz soruşturma yürütülmesinin gerekliliği açısından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.