• Hakkımızda
  • Sektörler
  • Çalışma Alanları
    Atabay Hukuk Bürosu
    Çalışma Alanlarımız
  • Ekibimiz

Şirketler Topluluğu ile Hâkim ve Bağlı Şirket İlişkisi

Giriş

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (‘‘Kanun” veya “TTK’’) yürürlüğe girmesiyle birlikte Türk ticaret hukukunda önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerden biri, eski 6762 sayılı eski TTK’da yer almayan ‘Şirketler Topluluğu’ kavramı ve buna bağlı olarak hâkim-bağlı şirket ilişkilerinin kanuna dahil edilmesidir. Bu düzenlemeyle, modern şirket yapılarında sıklıkla karşılaşılan şirketler arasındaki ilişkinin hukuki çerçevesine büyük ölçüde netlik kazandırılmıştır.

Hakimiyet İlişkisi

TTK’nın 195. maddesine göre, bir şirketin başka bir şirket üzerinde belirleyici etkiye sahip olması hâlinde “hâkimiyet ilişkisi” ortaya çıkar. Bu durumda etkili olan şirket “hâkim şirket”, onun etkisi altında bulunan şirket ise “bağlı şirket” olarak adlandırılır. Şirketlerden en az birinin merkezinin Türkiye’de bulunması hâlinde, şirketler topluluğuna ilişkin TTK hükümleri uygulanır.

Kanuna göre bir ticari şirketin diğer bir ticari şirket üzerinde hâkimiyet kurduğu durumlar şunlardır:

  • Diğer şirketin oy haklarının çoğunluğuna doğrudan veya dolaylı olarak sahip olması.
  • Şirket sözleşmesi uyarınca yönetim organında karar alabilecek çoğunluğu oluşturan üyelerin seçimini belirleyebilmesi.
  • Kendi oy hakları yanında, bir sözleşmeye dayanarak, tek başına veya diğer pay sahipleriyle birlikte oy çoğunluğunu sağlayabilmesi.
  • Bir sözleşme gereğince veya başka bir yolla hâkimiyet sağlayabilmesi.

Bu çerçevede, Kanun metninden de anlaşılacağı üzere, hâkimiyet ilişkisinin varlığı için her zaman tek başına pay çoğunluğuna sahip olunması ne zorunlu ne de tek başına yeterlidir. Esas olan, şirket üzerinde belirleyici etki yaratabilecek ölçüde oy çoğunluğunun veya yönetimsel kontrol imkânının bulunmasıdır. Nitekim oyda imtiyaz, yönetim organının oluşumunu belirleme yetkisi veya sözleşmesel düzenlemeler, sermaye çoğunluğunu fiilen etkisiz hâle getirebilir. Kanun da bu nedenle hâkimiyet ilişkisini yalnızca pay oranına bağlamamış; kontrol sağlayan farklı ihtimalleri de kapsama almıştır.

Atabay Hukuk Bürosu - Şirketler Topluluğu ile Hâkim ve Bağlı Şirket İlişkisi

Hakimiyet Karinesi

TTK, bazı durumlarda bir şirketin başka bir şirket üzerinde hâkimiyet kurduğunu ayrıca ispat etmeye gerek bırakmaksızın, belirli göstergelerden hareketle bunu karine olarak kabul etmektedir. Bu kapsamda, bir şirketin başka bir şirketin paylarının çoğunluğuna veya o şirketi yönetebilecek kararları aldırabilecek ölçüde paya sahip olması, hâkimiyet ilişkisinin varlığına işaret eder. Kanun koyucunun burada ulaşmak istediği amaç, yalnızca şekli ortaklık oranlarına değil, şirket üzerindeki gerçek etki ve yönlendirme gücüne de hukuki sonuç bağlamaktır.

Dolaylı Hakimiyet

Dolaylı hâkimiyet ise, bir şirketin başka bir şirket üzerindeki kontrolünü doğrudan değil, bir veya birden fazla bağlı şirket aracılığıyla kurması hâlidir. TTK m. 195/3 uyarınca, bir hâkim şirketin bir veya birkaç bağlı şirket üzerinden başka bir şirkete hâkim olması, dolaylı hâkimiyet olarak nitelendirilir. Örneğin, A şirketi B şirketinde %65 oranında pay ve oy çoğunluğuna, B şirketi de C şirketinde %55 oranında pay ve oy çoğunluğuna sahipse, A şirketi C şirketi üzerinde doğrudan değil, B şirketi aracılığıyla hâkimiyet kurmuş olur. Bu durumda A şirketinin C şirketi üzerindeki hâkimiyeti dolaylı hâkimiyet niteliğindedir. Bu durumda kontrol ilişkisi doğrudan pay sahipliğine dayanmamakla birlikte, sonuç itibarıyla bir şirketin diğer şirketin karar ve yönetim yapısı üzerinde belirleyici etki kurduğu kabul edilir.

Karşılıklı İştirak

TTK’nın 197. maddesinde düzenlenen karşılıklı iştirak ise, iki sermaye şirketinin birbirlerinin paylarının en az dörtte birine sahip olması hâlinde ortaya çıkar. Bu durumda şirketler arasında karşılıklı bir ortaklık ilişkisi vardır. Eğer bu şirketlerden biri diğeri üzerinde ayrıca hâkimiyet kuruyorsa, hâkim olan şirket “hâkim şirket”, diğeri ise “bağlı şirket” sayılır. Her iki şirketin de birbirine hâkim olduğu istisnai durumda ise, iki şirket de hem hâkim hem bağlı şirket olarak kabul edilir.

Karşılıklı iştirak; sermayenin korunması, üçüncü kişiler nezdinde yanıltıcı görünüm yaratılması ve şirket yönetimi üzerindeki etkileri bakımından sakıncalı kabul edilmektedir. Bu nedenle Kanun, söz konusu yapının doğurabileceği riskleri mümkün olduğunca sınırlandırmayı amaçlamıştır. Nitekim Kanun gerekçesinde de, “sermayenin sulandırılması (köpük sermaye)” ve bilançonun gerçekliğine ilişkin tereddütlerin önlenmesi ile aynı ekonomik kaynaktan doğan payların yönetim üzerindeki etkisinin sınırlandırılmasının hedeflendiği ifade edilmektedir.

Şirketler Topluluğuna İlişkin Kanun ve Yönetmelik Arasındaki Uyumsuzluk

TTK’nın 195. maddesinin lafzı ve sistematiği birlikte değerlendirildiğinde, hâkimiyet ilişkisinin kurulmuş olması ve şirketlerden en az birinin merkezinin Türkiye’de bulunması hâlinde şirketler topluluğuna ilişkin hükümlerin uygulanabileceği sonucuna varılabilmektedir. Bu çerçevede, Kanun düzeyinde bir hâkim şirket ile bir bağlı şirketin varlığı, şirketler topluluğu hükümlerinin uygulanması bakımından yeterli kabul edilebilecek niteliktedir. Buna karşılık Ticaret Sicili Yönetmeliği’nin  (‘‘Yönetmelik’’) 105. maddesinde, şirketler topluluğu; bir ticaret şirketi ile ona doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunan en az iki ticaret şirketinden oluşan yapı olarak tanımlanmıştır. Böylece Yönetmelik, Kanun metninde açıkça öngörülmeyen ek bir sayısal şart getirerek şirketler topluluğu kavramını daha dar kapsamda ele almıştır.

Kanun ile Yönetmelik arasındaki bu farklılık normlar hiyerarşisi bakımından değerlendirildiğinde, esasen Kanun hükmüne üstünlük tanınması gerektiği ve Yönetmelik ile Kanun’un daraltılamayacağı ileri sürülebilir. Nitekim doktrinde de, Yönetmelik’te öngörülen bu sınırlamanın isabetli olmadığı yönünde görüşler bulunmaktadır. Ancak uygulamada ticaret sicili müdürlüklerinin Yönetmelik hükmünü esas aldığı ve şirketler topluluğunun varlığı bakımından en az iki bağlı şirketin mevcudiyetini aradığı görülmektedir. Bu nedenle, TTK’da şirketler topluluğu özelinde düzenlenen bazı sonuçların (TTK m. 198 kapsamındaki bildirim yükümlülüğü gibi) uygulamada ancak bu sayısal şartın sağlandığı durumlarda işlerlik kazandığı kabul edilmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Kanun’un sistematiği, hâkim şirket–bağlı şirket ilişkisinin yalnızca şekli ölçütlerle değil, ekonomik ve fiilî gerçeklik de dikkate alınarak geniş bir çerçevede düzenlenmek istendiğini göstermektedir. Bununla birlikte, Yönetmelik ile şirketler topluluğu bakımından getirilen sınırlamalar, bu hükümlerin uygulamada daha dar yorumlanmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle, şirketler topluluğu, hâkimiyet ve bağlılık ilişkisine dair değerlendirmelerde yalnızca Kanun hükümlerinin değil, özellikle sicil işlemlerinde esas alınan Yönetmelik hükümlerinin de birlikte gözetilmesi gerekmektedir.

Saygılarımızla,

Atabay Hukuk Bürosu