• Hakkımızda
  • Sektörler
  • Çalışma Alanları
    Atabay Hukuk Bürosu
    Çalışma Alanlarımız
  • Ekibimiz

Evrakta Sahtecilik Cezası Nedir? Özel Belgede Sahtecilik Suçu

Evrakta sahtecilik, ceza hukuku bakımından belgenin gerçekliğine ve güvenilirliğine yönelik bir saldırı niteliği taşır. Toplumsal hayatta hukuki ilişkilerin sağlıklı biçimde yürüyebilmesi, düzenlenen belgelerin gerçeği yansıtmasına ve hukuki güvene elverişli olmasına bağlıdır. Bu nedenle kanun koyucu, gerek resmi belgede sahtecilik gerekse özel belgede sahtecilik fiillerini Türk Ceza Kanunu’nun 204 ve 207. maddelerinde suç olarak düzenlemiş ve ciddi yaptırımlara bağlamıştır.

Özel belgede sahtecilik suçu, esas itibarıyla TCK m.207 kapsamında düzenlenmiş olup, bir özel belgenin sahte olarak düzenlenmesi, başkasını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte olduğu bilindiği halde kullanılması şeklinde işlenebilir. Bu suçta korunan hukuki değer, belgeye duyulan güven ve buna bağlı olarak bireyler arasındaki hukuki ilişkilerin dürüstlük temelinde yürütülmesidir. Sahte belge ile bir kimseye haksız menfaat sağlanması ya da bir zarara yol açılması, suçun oluşumu bakımından şart değildir; aldatma kabiliyeti bulunan bir belgenin düzenlenmesi yeterlidir.

Evrakta sahtecilik suçlarının cezaları belirlenirken, belgenin niteliği esas alınmaktadır. Resmi belgede sahtecilik daha ağır yaptırıma bağlanmışken, özel belgede sahtecilik nispeten daha düşük ceza tehdidi altındadır. Bununla birlikte, özel belgede sahtecilik de uygulamada sıkça karşılaşılan ve çoğu zaman ticari hayat, iş sözleşmeleri, senetler, abonelik sözleşmeleri gibi alanlarda ortaya çıkan ciddi sonuçlar doğuran bir suç tipidir. Bu nedenle Yargıtay içtihatlarında, aldatma kabiliyeti, belge niteliği ve failin kastı titizlikle değerlendirilmekte, her somut olayda suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı ayrıntılı biçimde incelenmektedir.

Atabay Hukuk Bürosu - Evrakta Sahtecilik Cezası Nedir Özel Belgede Sahtecilik Suçu

Özel Evrakta Sahtecilik Nedir?

Özel evrak, resmi belge niteliği taşımayan, kişiler arasında hukuki sonuç doğurmaya elverişli her türlü yazılı belgedir. Sözleşmeler, senetler, makbuzlar, dilekçeler, taahhütnameler, iş sözleşmeleri, kira kontratları ve kambiyo senetlerinin özel hukuk ilişkilerinde düzenlenen örnekleri bu kapsamdadır. TCK m.207 uyarınca bu tür belgelerde gerçeğe aykırı düzenleme yapılması veya mevcut bir belgenin aldatacak şekilde değiştirilmesi, özel belgede sahtecilik suçunu oluşturur.

Yargıtay çek, bono, poliçe gibi senetlerin de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nda sayılı bütün unsurlarını taşımaması  halinde kambiyo senedi vasfını kaybedeceğini ve bunların özel belge teşkil ettiğini vurgulamış ve bu senetlerde tahrifat, değişiklik yapılması halinde failin özel belgede sahtecilik suçundan yargılanacağını belirtmiştir. Buna örnek olarak Yargıtay, 11. Ceza Dairesi, E. 2021/12163, K. 2021/6316, 13.09.2021 tarihli kararında “Somut olayda, suça konu senedin arkasındaki… ve …’a atfen yazılan yazıların sanık … tarafından yazıldığı ve bu şekilde sahtecilik yapmak suretiyle senedi değiştirdiğinin anlaşıldığı, ancak suça konu senedin zorunlu unsurlarından olan keşide yerinin bulunmadığı, bu nedenle senedin özel belge niteliğinde olacağı ve özel belgede sahtecilik suçu oluşacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden…”  şeklindeki kararı verilebilecektir.

Özel belgede sahtecilikte suçun oluşabilmesi için belgenin, hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması ve objektif olarak aldatma kabiliyeti taşıması gerekir. Yargıtay uygulamasında, aldatma kabiliyeti bulunmayan, yani ilk bakışta sahte olduğu anlaşılabilen, hukuki işlemde kullanılmaya elverişli olmayan belgelerde faydasız sahtecilik söz konusu olmakta ve bu durumda beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu ilke, özellikle imzasız, tarih içermeyen veya içeriği itibarıyla hukuki değer taşımayan belgeler bakımından önem arz etmektedir. Örneğin bir Yargıtay kararında suça konu çekin keşide tarihinde yapılan tahrifatın, çekin ibraz süresi bakımından sanık lehine herhangi bir hukuki sonuç doğurma ihtimali bulunmadığı durumda, söz konusu eylem faydasız sahtecilik olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle sahtecilik suçunun unsurları oluşmadığından mahkûmiyet hükmü yerine beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2012/264 K.).

Yine örneğin Yargıtay, 11. Ceza Dairesi, E. 2016/845, K. 2018/6803, 12.09.2018 tarihli kararında: “Gerek sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 6570 sayılı Kanun’un 11, maddesine gerekse sözleşme süresinde sanık tarafından yapılan değişiklik tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 347. maddesinde “Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır.” hükmü yer almaktadır. Bu hükümlere göre, kiracı olan sanık, sözleşme süresinde değişiklik yapmasa bile, kira sözleşmesi birer yıl olarak uzamış olacaktır. Bu nedenle sanığın yaptığı değişiklik, öğretide “faydasız-gereksiz sahtecilik” olarak tanımlanan nitelikte olduğundan, değişiklik belgenin aslında da yapılmış olsa suç oluşturmayacaktır.” şeklinde karar vererek yapılan sahteciliğin hukuk dünyasında bir değişiklik yaratmaması nedeniyle suç oluşturmayacağını ifade etmiştir.

Failin, belgenin sahte olduğunu bilerek ve başkasını aldatma kastıyla hareket etmesi zorunludur. Kast, hem sahte olarak düzenleme hem de kullanma fiilleri bakımından aranır. Belgenin fiilen kullanılması şart olmayıp, sahte olarak düzenlenmesi de suçun tamamlanması için yeterlidir. Ancak sahte belgenin hukuki bir işlemde kullanılması, çoğu zaman suçun ortaya çıkmasını ve zarar doğmasını hızlandıran bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

Resmi Evrakta Sahtecilik Suçu Nedir?

Resmi belgede sahtecilik suçu, TCK m.204’te düzenlenmiş olup, kamu görevlileri tarafından düzenlenmeye yetkili olunan veya kamu güvencesi altında bulunan belgelerin sahte olarak düzenlenmesi, değiştirilmesi ya da sahte belgenin kullanılması şeklinde ortaya çıkar. Resmi belgeler, kamu güvenine mazhar olduklarından, bunlarda yapılan sahtecilik fiilleri toplumsal düzen açısından daha ağır tehlike oluşturur ve bu nedenle daha ağır cezalar öngörülmüştür.

Resmi belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için belgenin, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğinde olması gerekir. Nüfus cüzdanı, tapu kaydı, mahkeme ilamı, noter senedi, ruhsat, diploma gibi belgeler bu kapsamdadır. Yargıtay, belgenin resmi belge sayılıp sayılmayacağını belirlerken, belgenin düzenlenmesinde bir kamu görevlisinin katılımı, belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişliliği ve kamu güvenine sağladığı katkıyı esas almaktadır.

Resmi evrakta sahtecilik, özel evraktaki sahteciliğe göre daha ağır cezalarla karşılık bulur. TCK m.204/1’e göre sahte resmi belge düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi sahte olarak değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Suçun kamu görevlisi tarafından görevin sağladığı yetki kötüye kullanılarak işlenmesi halinde ise TCK m.204/2 uyarınca ceza artırılmaktadır. Bu yönüyle resmi belgede sahtecilik, hem failin sıfatı hem de belgenin niteliği bakımından özel evrakta sahtecilikten ayrılmaktadır.

Özel Belgede Sahtecilik Suçu Nasıl İşlenir?

Özel belgede sahtecilik suçu, TCK m.207 kapsamında üç temel seçimlik hareketle işlenebilir. Bunlar; sahte özel belge düzenlemek, gerçek bir özel belgeyi aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte olduğu bilinen özel belgeyi kullanmaktır. Suçun oluşması için bu hareketlerden herhangi birinin, aldatma kabiliyeti bulunan bir belge üzerinde ve kastla gerçekleştirilmesi yeterlidir.

Birinci halde, gerçekte mevcut olmayan bir hukuki ilişki varmış gibi belge düzenlenmesi söz konusudur. Örneğin gerçekte borç ilişkisi bulunmadığı halde, kambiyo senetlerine özgü unsurları bulunmadan sahte senet düzenlenmesi veya bir kişinin imzası taklit edilerek sözleşme oluşturulması bu kapsamdadır. Bu durumda belgenin kullanılması şart olmayıp, düzenleme fiilinin tamamlanmasıyla suç oluşur.

İkinci ve üçüncü hallerde ise, mevcut bir belgenin içeriğinin değiştirilmesi ya da sahte olduğu bilinen belgenin hukuki işlemde kullanılması söz konusudur. Örneğin tarih, miktar, taraf adı veya imza üzerinde yapılan tahrifatlar ya da sahte kira sözleşmesinin icra takibinde dayanak yapılması, suçun kullanma suretiyle işlenmesine örnektir. Yargıtay uygulamasında, belgenin objektif olarak aldatma kabiliyeti taşıması ve hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması temel ölçüttür.

Atabay Hukuk Bürosu - Evrakta Sahtecilik Cezası Nedir Özel Belgede Sahtecilik Suçu

Özel Evrakta Sahtecilik ve Şikayet Süresi

Özel belgede sahtecilik suçu, şikayete bağlı suçlardan değildir. Bu nedenle mağdurun şikayetçi olup olmamasına bakılmaksızın Cumhuriyet savcılığı tarafından resen soruşturma yapılır. Mağdurun şikayetten vazgeçmesi, kamu davasının düşmesine yol açmaz.

Bununla birlikte uygulamada çoğu dosya, mağdurun savcılığa yaptığı suç duyurusu üzerine açılmaktadır. Özellikle senet, sözleşme, taahhütname, makbuz gibi belgeler üzerinden icra takibi yapılması halinde, sahteciliğin tespiti genellikle bilirkişi incelemesi ve Adli Tıp raporlarıyla ortaya konulmaktadır. İmza incelemesi bu suç türünde en önemli delillerden biridir.

Şikayet süresi bulunmamakla birlikte, suçun dava zamanaşımı süresi içinde soruşturulması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, savcılık kamu davası açamaz veya açılmış dava düşer. Bu yönüyle şikayet süresi ile zamanaşımı kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerekir.

Özel Evrakta Sahtecilik Suçu Cezası

TCK m.207’ye göre özel belgede sahtecilik suçunu işleyen kişi hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Sahte özel belgeyi kullanan kişi de aynı şekilde cezalandırılır. Failin hem düzenleyen hem de kullanan olması halinde tek suçtan hüküm kurulur.

Suçun birden fazla belge üzerinde veya zincirleme şekilde işlenmesi halinde TCK m.43 uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanır ve ceza artırılır. Ayrıca sahte belgenin dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma, resmi işlemlerde hile gibi başka suçların işlenmesinde araç olarak kullanılması durumunda, ayrıca bu suçlardan da sorumluluk doğabilir.

Mahkeme, cezanın belirlenmesinde failin kastının yoğunluğunu, belgenin hukuki değerini, meydana gelen zararın ağırlığını ve suçun işleniş biçimini dikkate alır. Uygulamada ilk defa suç işleyen sanıklar bakımından HAGB, erteleme veya adli para cezasına çevirme sıkça gündeme gelmektedir.

Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Özel belgede sahtecilik suçunda verilen hapis cezası, koşulları mevcutsa adli para cezasına çevrilebilir. TCK m.50 uyarınca, kısa süreli hapis cezası (1 yıl veya daha az) adli para cezasına çevrilebilmekte; failin kişisel özellikleri, suçtan sonraki davranışları ve yargılama sürecindeki tutumu dikkate alınmaktadır. Uygulamada özellikle ilk kez suç işleyen sanıklar bakımından mahkemeler bu takdiri sıkça kullanmaktadır.

Cezanın ertelenmesi ise TCK m.51 kapsamında mümkündür. Buna göre, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olması, yeniden suç işlemeyeceği kanaatini uyandırması ve verilen cezanın iki yıl veya daha az hapis cezası olması halinde, cezanın infazı ertelenebilir. Erteleme kararı verilmesi, mahkûmiyet hükmünün hukuki sonuçlarını doğurmakla birlikte, cezanın ceza infaz kurumunda çektirilmemesi sonucunu doğurur.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) ise CMK m.231 uyarınca, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün beş yıl süreyle açıklanmaması ve bu süre içerisinde kasıtlı yeni bir suç işlenmemesi halinde davanın düşmesi sonucunu doğurur. Özel belgede sahtecilik suçunun ceza alt sınırının 1 yıl olması nedeniyle, şartları oluştuğunda HAGB kararı verilmesi uygulamada oldukça yaygındır. HAGB, sanık hakkında kesin hüküm doğurmamakta ve adli sicil kaydına işlenmemektedir.

Özel Evrakta Sahtecilikte Zamanaşımı ve Uzlaştırma

Özel belgede sahtecilik suçunda dava zamanaşımı, suçun cezasının üst sınırına göre belirlenir. TCK m.66/1-e uyarınca, üst sınırı 5 yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Bu süre, suçun işlendiği tarihten itibaren başlar ve zamanaşımı süresi dolduğunda kamu davası açılamaz; açılmış dava düşer.

Zamanaşımının kesilmesi ve durması halleri TCK m.67 kapsamında değerlendirilir. Özellikle sanığın sorguya çekilmesi, hakkında yakalama kararı verilmesi, iddianame düzenlenmesi gibi işlemler zamanaşımını kesen sebepler arasındadır. Kesilme halinde süre yeniden işlemeye başlar; ancak toplam süre kanunda öngörülen üst sınırı aşamaz.

Özel belgede sahtecilik suçu, uzlaştırma kapsamındaki suçlar arasında yer almamaktadır. Bu nedenle CMK m.253 hükümleri uygulanmaz ve tarafların uzlaşmasıyla davanın düşmesi mümkün değildir. Mağdurun zararın giderilmesi yönündeki beyanı, yalnızca takdiri indirim veya HAGB değerlendirmesinde sanık lehine bir husus olarak dikkate alınabilir.

Atabay Hukuk Bürosu - Evrakta Sahtecilik Cezası Nedir Özel Belgede Sahtecilik Suçu

Gerçek Bir Durumun Belgelenmesi Amacıyla Sahtecilik ve Ceza İndirimi

Türk Ceza Kanunu’nun 211. maddesinde, sahtecilik suçunun bazı özel durumlarda daha hafif cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Buna göre, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla belgede sahtecilik yapılması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilecektir. Bu düzenleme, sahtecilik eyleminin tamamen hukuka aykırı bir menfaat elde etmeye yönelik olmadığı, mevcut bir hukuki ilişkiyi ispatlamaya yönelik olduğu durumlar için öngörülmüştür.

Yargıtay kararlarında, bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda gerçekten var olan bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı araştırılmaktadır. Örneğin sanığın kendi kimlik bilgileri ile sahte kimlik kartı düzenlettirdiği iddia edilen olayda, halihazırda kişinin zaten ilgili kimlik bilgilerini kullanma hakkı bulunduğundan  eylem gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla sahtecilik kapsamında değerlendirilebilecek ve cezada indirim uygulanabilecektir (Yargıtay, 21. Ceza Dairesi, E. 2015/6554, K. 2016/1545, T. 22.02.2016)

Yine başka bir örnek kararda  “-Sanıklardan …’ın, gayri resmi birliktelik yaşadığı yabancı uyruklu …’dan, .. ve … isimli iki çocuğu olduğu, ancak …nın Azerbaycan ülkesinde …oğlu… ile resmi olarak evli bulunduğu ve bu evliliğin 04/06/2011 tarihine kadar devam ettiği; sanık …’ın, TMK’nın 295/3. maddesinde yer alan “Başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.” hükmünü etkisiz kılmak amacıyla, 18/12/2007 tarihinde doğan kızı Zeynep için 25/03/2008 tarihinde, 02/03/2009 tarihinde doğan oğlu … için ise 21/03/2009 tarihinde, Çerkezköy Nüfus Müdürlüğü’nde veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak görev yapmakta olan diğer sanık …’yi azmettirerek, iki ayrı tanıma senedi düzenlettirip çocuklarının tescil işlemlerini gerçekleştirmek suretiyle nüfus cüzdanı çıkarttığının iddia ve kabul olunduğu olayda; sanıkların eylemlerinin kül halinde 5237 sayılı TCK’nın 204/2, 43/1. maddeleri kapsamında zincirleme şekilde kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve bu suça azmettirme suçunu oluşturacağı gözetilmeden, eylemlerin iki ayrı resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu kabul edilerek yazılı şekilde sanıklar hakkında iki ayrı hüküm kurulması,..2-Sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 211. maddesi kapsamında “gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla resmi belgede sahtecilik” niteliğinde olduğu gözetilmeden eksik araştırma ile fazla ceza tayini,”  şeklinde kendi çocukları hakkında  sahte tanıma belgesi düzenleterek nüfus cüzdanı çıkarttıran sanık hakkında cezada indirime gidilmesi gerektiği ifade edilmiştir.    (Yargıtay, 11. Ceza Dairesi, E. 2015/8807, K. 2017/8777, T. 11.12.2017) 

 

Atabay Hukuk Bürosu - Evrakta Sahtecilik Cezası Nedir Özel Belgede Sahtecilik Suçu

Atabay Hukuk Bürosu – Evrakta Sahtecilik Cezası Nedir Özel Belgede Sahtecilik Suçu

Özel Belgede ve Resmî Belgede Sahtecilik Suçlarının Birlikte İşlenmesi

Bazı olaylarda failin eylemleri hem resmî belge hem de özel belge üzerinde sahtecilik yapılmasını içerebilmektedir. Bu durumda teorik olarak iki ayrı suçun oluştuğu ve gerçek içtima hükümlerinin uygulanabileceği ileri sürülebilir. Ancak Yargıtay uygulamasında bu durum her zaman böyle değerlendirilmemektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre belgede sahtecilik suçlarında korunan hukuki değer kamu güvenidir. Resmî belgede sahtecilik ile özel belgede sahtecilik suçları farklı maddelerde düzenlenmiş olsa da, her iki suçun da amacı toplumun belgelere duyduğu güveni korumaktır. Bu nedenle bazı durumlarda her iki suçun aynı suç kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

Örneğin sahte nüfus cüzdanı ve sahte sürücü belgesi düzenleyen failin bu belgeleri kullanarak bir oto kiralama sözleşmesi yapması halinde hem resmî belgede hem de özel belgede sahtecilik fiilleri gerçekleşmiş gibi görünmektedir. Ancak Yargıtay, bu durumda failin aynı suç işleme kararı kapsamında hareket ettiğini kabul ederek eylemin zincirleme şekilde resmî belgede sahtecilik suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay, Ceza Genel Kurulu, E. 2014/173, K. 2015/495, T. 08.12.2015).

Belgede Sahtecilik Suçunda Mağdurun Rızası ve Zarar Kastı

Yargıtay uygulamasında belgede sahtecilik suçunun manevi unsuru zarar verme bilinci ve iradesi, yani zarar kastıdır. Failin amacı başkasına zarar vermek veya üçüncü kişileri aldatmak değilse, bazı durumlarda sahtecilik kastının bulunmadığı kabul edilmektedir.

Bu bağlamda, bir kişinin önceden verdiği rıza üzerine onun imzasının taklit edilmesi halinde, failde mağdura zarar verme iradesinin bulunmadığı kabul edilebilir. Ancak bu durumun geçerli olabilmesi için rızanın fiilin işlenmesinden önce verilmiş olması ve failin gerçekten zarar verme kastıyla hareket etmemiş olduğunun açık şekilde ortaya konulması gerekir. Rıza açık olabileceği gibi taraflar arasındaki ilişki gereği zımni de olabilir.

Nitekim bir olayda sanığın katılana ait çek koçanını onun rızasıyla aldığı ve piyasada kullandığı, katılanın da çek koçanını sanığa teslim ettiğini kabul ettiği anlaşılmıştır. Bu durumda sanığın çekleri katılanın rızasıyla kullandığı ve zarar verme kastının bulunmadığı kabul edilerek beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2014/16319 E., 2016/2005 K., 07.03.2016 T.).

Benzer şekilde, kooperatif başkanı olan sanığın kardeşi adına üyelik başvuru formunu imzaladığı olayda da belgeyi imzalayan kişinin bu işlemi kardeşinin bilgisi ve rızası dahilinde yaptığı anlaşılmıştır. Ayrıca üyelik aidatlarının kooperatif hesaplarına yatırıldığı ve herhangi bir zarar oluşmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmiştir (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2015/6882 E. ,2017/1575 K., 06.03.2017 T.).

Elektronik Ortamda Sahte SGK İşe Giriş Bildirgesi

Günümüzde birçok resmî işlem elektronik ortamda gerçekleştirildiğinden, sahtecilik suçları da bilişim sistemleri üzerinden işlenebilmektedir. Özellikle SGK’ya elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgeleri, hukuki sonuç doğuran ve resmî belge niteliği taşıyan veriler olarak kabul edilmektedir.

Bir olayda mali müşavirin bürosunda çalışan sanık, işyerinden ayrıldıktan sonra mükelleflere ait elektronik bildirge şifrelerini kullanarak gerçekte çalışmayan kişileri sigortalı gibi gösteren işe giriş bildirgeleri düzenlemiştir. İlk derece mahkemesi bu eylemi resmî belgede sahtecilik olarak değerlendirmiştir. Ancak Yargıtay, söz konusu eylemin aynı zamanda bilişim sistemine veri yerleştirme niteliğinde olduğunu ve bu suçun özel norm oluşturduğunu belirtmiştir.

Bu nedenle elektronik ortamda yapılan bu tür işlemlerin TCK m.204 kapsamında resmî belgede sahtecilik değil, TCK m.244/2 kapsamında bilişim sistemine veri yerleştirme suçu oluşturduğu kabul edilmiştir. Özel normun önceliği ilkesi gereği sanığın bu suçtan sorumlu tutulması gerektiği ifade edilmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2017/1122 E., 2020/381 K., 29.09.2020 T.).

Saygılarımızla,

Atabay Hukuk Bürosu