• Hakkımızda
  • Sektörler
  • Çalışma Alanları
    Atabay Hukuk Bürosu
    Çalışma Alanlarımız
  • Ekibimiz

Alacağın Temliki Nedir? Şartları, Hükümleri ve Yargıtay Kararları

Alacağın temliki, borç ilişkisi içinde alacaklı konumunda bulunan kişinin, mevcut bir alacak hakkını borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın üçüncü bir kişiye devretmesi sonucunu doğuran tasarruf işlemi olarak kabul edilmektedir. Bu yönüyle temlik, borç ilişkisinin taraflarında değişiklik yaratan, ancak borcun içeriğini esas itibarıyla değiştirmeyen bir hukuki mekanizma niteliği taşımaktadır. Düzenleme alanı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.183 ve devamı hükümlerinde yer almakta olup, sistematik olarak alacak hakkının devrinin çerçevesini belirlemektedir.

Bu işlem sonucunda eski alacaklı (temlik eden) borç ilişkisinden çıkar, yerine yeni alacaklı (temellük eden) geçer. Borçlu ise aynı borç ilişkisinin içinde kalmaya devam eder; yalnızca ifa edeceği kişi değişmiş olur. Bu durum, alacak hakkının kişisel niteliğini ortadan kaldırmamakla birlikte, ekonomik değerinin serbestçe dolaşımına imkân tanır.

Niteliği itibarıyla alacağın temliki, bir “tasarruf işlemi” olarak değerlendirilmekte olup, yalnızca borçlandırıcı bir sözleşme değil, doğrudan malvarlığı üzerinde sonuç doğuran bir hukuki işlemdir. Bu sebeple temlik işleminin hukuki etkisi, alacağın devri anında kendiliğinden gerçekleşir ve ayrıca borçlunun kabulüne bağlı değildir.

Atabay Hukuk Bürosu - Alacağın Temliki Nedir Şartları, Hükümleri ve Yargıtay Kararları

Niteliği ve Şartları

Alacağın temlikinin hukuki niteliği, öğretide ve yargı içtihatlarında çoğunlukla “cüz’i halefiyet doğuran tasarruf işlemi” olarak açıklanmaktadır. Bu kapsamda, alacaklı değişmekte; ancak borç ilişkisinin varlığı ve içeriği aynen korunmaktadır. Bu yapı, alacağın ekonomik değer olarak dolaşımını mümkün kılan temel mekanizmalardan biridir.

Temlikin geçerliliği bakımından belirli şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Öncelikle, temlike konu edilebilecek mevcut veya belirlenebilir bir alacak bulunmalıdır. Ayrıca tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile sözleşmenin kurulması zorunludur. Bu çerçevede 6098 sayılı TBK m.184 hükmü gereğince yazılı şekil şartı, geçerlilik şartı olarak öngörülmüştür.

Bunun yanında temlik edenin tasarruf yetkisine sahip olması ve temlikin kanun, sözleşme veya işin niteliği gereği yasaklanmamış bulunması gerekir. Bu unsurların herhangi birinin eksikliği, temlik işleminin geçerliliğini doğrudan etkileyen hukuki sonuçlar doğurur.

Alacağın Devri Türleri

Alacağın temliki, hukuki kaynağı itibarıyla üç temel kategoriye ayrılmaktadır: iradi (rızai) temlik, kanuni temlik ve kazai temlik. Bu ayrım, alacağın devrinin hangi hukuki sebeple gerçekleştiğini ortaya koymak bakımından önem taşımaktadır.

İradi temlik, taraflar arasında yapılan yazılı bir sözleşme ile alacağın devrini ifade eder. Uygulamada en sık karşılaşılan temlik türü olup, borçlunun rızasına ihtiyaç duyulmaksızın gerçekleşir. Bu yapı, 6098 sayılı TBK m.183 hükmünün temel uygulama alanını oluşturur.

Kanuni temlik ise, alacağın herhangi bir irade beyanına gerek olmaksızın doğrudan kanun hükmü gereği devredildiği durumlardır. Kazai temlik ise mahkeme kararıyla alacağın bir başka kişiye intikal ettiği halleri ifade eder. Her iki durumda da iradi temlikten farklı olarak alacak devri, dışsal bir hukuki sebebe dayanır.

Alacağın Temliki Sözleşmesiyle Devralana Geçen Haklar

Alacağın temliki yalnızca alacağın kendisini değil, aynı zamanda bu alacağa bağlı birçok yan hakkı da kapsayan geniş etkili bir tasarruf işlemidir. Bu kapsam, TBK m.189 hükmünde açık şekilde düzenlenmiştir.

Temlik ile birlikte devralan, asıl alacak üzerinde tam bir tasarruf yetkisi kazanır. Bunun yanında kefalet, rehin, hapis hakkı ve benzeri teminat hakları da devralana geçer. Bu durum, alacağın ekonomik değerinin korunmasını ve tahsil kabiliyetinin devamlılığını sağlar.

Yargıtay uygulamasında da, temlik edilen alacakla birlikte işlemiş faizlerin ve fer’i hakların devralana geçtiği kabul edilmektedir. Özellikle icra takibi ve dava açma yetkisi bakımından devralanın aktif husumet ehliyetine sahip olduğu açık şekilde vurgulanmaktadır.

Alacağın Temliki Sözleşmesinin Kapsamı ve Fer’i Haklar

Alacağın temliki sözleşmesi, yalnızca nominal alacak hakkını değil, bu hakka bağlı tüm fer’i unsurları da kapsayan bütüncül bir yapıya sahiptir. Bu çerçevede, alacağın ekonomik ve hukuki bütünlüğü korunmaktadır.

Fer’i haklar arasında faiz alacakları, cezai şart, teminat hakları ve alacakla bağlantılı dava hakları yer almaktadır. TBK m.189/2 uyarınca işlemiş faizler ayrıca bir işleme gerek olmaksızın temlik kapsamına dahildir.

Yargıtay içtihatlarında, temlikin kapsamının geniş yorumlanması gerektiği, ancak devredenin kişiliğine sıkı sıkıya bağlı hakların bu kapsam dışında kaldığı açık şekilde ifade edilmektedir. Bu ayrım, temlikin sınırlarını belirleyen temel hukuki ölçütlerden biridir.

Atabay Hukuk Bürosu - Alacağın Temliki Nedir Şartları, Hükümleri ve Yargıtay Kararları

Alacağın Temliki Halinde Dava ve Taraf Sıfatı

Alacağın temliki, dava sürecinde taraf sıfatı üzerinde doğrudan etki doğuran bir işlemdir. Temlik işlemi ile birlikte alacak hakkı devralana geçtiğinden, aktif dava ehliyeti de kural olarak yeni alacaklıya intikal eder.

Yargıtay uygulamasında, temlik sonrası davada taraf sıfatının devralana geçtiği ve eski alacaklının artık dava hakkını sürdüremeyeceği kabul edilmektedir. Bu durum, özellikle icra takipleri ve alacak davalarında belirleyici niteliktedir.

Bununla birlikte, temlikin dava sırasında gerçekleşmesi halinde HMK m.125 hükümleri devreye girmekte ve yargılamanın devamı açısından usuli bir çerçeve oluşturulmaktadır. Bu düzenleme, usul ekonomisi ve hukuki dinlenilme hakkı ile doğrudan bağlantılıdır.

Taşınmazların Alacağın Temliki Yoluyla Devredilememesi

Taşınmazlar bakımından alacağın temliki ile mülkiyet hakkının devri arasında kesin bir ayrım bulunmaktadır. Taşınmaz mülkiyeti, kural olarak ancak tapu sicilinde yapılan tescil işlemi ile devredilebilir.

Bu nedenle, taşınmaz mülkiyetine ilişkin ayni hakların alacağın temliki yoluyla devri hukuken mümkün değildir. TMK m.705 ve m.1022 hükümleri gereği tescil kurucu nitelikte olup, temlik işlemi ile ayni hak doğurulması söz konusu olmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da açıkça belirtildiği üzere, taşınmazlara ilişkin ayni hak iddialarının temlik yoluyla devri mümkün değildir. Ancak bu tür uyuşmazlıklarda alacak hakkı niteliğindeki taleplerin temlik edilmesi hukuken geçerli kabul edilmektedir.

Alacağın Temliki Halinde Zorunlu Dava Arkadaşlığı

Alacağın temlikinin söz konusu olduğu bazı özel durumlarda, özellikle inşaat sözleşmeleri ve arsa payı karşılığı yapım ilişkilerinde zorunlu dava arkadaşlığı ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi açısından önemlidir.

Yargıtay uygulamasına göre, yüklenici ile arsa sahibi arasında kurulan sözleşmeden doğan hakların temliki halinde, uyuşmazlığın taraflarının birlikte değerlendirilmesi zorunlu hale gelebilmektedir. Bu yaklaşım, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yöneliktir.

Bu tür davalarda mahkemenin, taraf teşkilini eksiksiz sağlaması kamu düzenine ilişkin bir yükümlülüktür. Zorunlu dava arkadaşlığının bulunduğu hallerde, eksik tarafla verilen kararlar usul hukuku bakımından bozma sebebi teşkil etmektedir.

Atabay Hukuk Bürosu - Olası Kast Nedir Ceza Hukukunda Sınırdaki Kast Türüne Dair Her Şey - Alacağın Temliki Nedir Şartları, Hükümleri ve Yargıtay Kararları

Yargıtay Kararları Işığında Alacağın Temliki

Tapu İptali Davası Bedele Dönüşürse Alacağın Temliki Geçerli Olur mu?

Hukuk Genel Kurulu 2024/361 E., 2025/337 K. sayılı ve 21.05.2025 tarihli kararında; tapu iptali ve tescil davası devam ederken dava konusu taşınmazın cebri satışla el değiştirmesi ve davanın artık bedel alacağına dönüşmesi halinde, davacılar tarafından üçüncü kişilere yapılan temlik sözleşmelerinin geçerli olup olmayacağını değerlendirmiştir. Uyuşmazlığın temelinde, davacı mirasçıların dava konusu taşınmazdaki haklarını yargılama sırasında üçüncü kişilere devretmeleri ve bu kişilerin HMK 125/2 kapsamında davacı sıfatı kazanıp kazanamayacağı meselesi bulunmaktadır. Özel Daire, temlik sözleşmelerinin dava hakkının devri niteliğinde olduğunu, alacağın temliki olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiş; yerel mahkeme ise dava tapu iptali ve tescil davası olarak açılmış olsa da taşınmazın satılması nedeniyle istemin alacak davasına dönüştüğünü kabul ederek temlik alanlar lehine hüküm kurmuştur.

Hukuk Genel Kurulu kararında öncelikle “kabule göre” yapılan bozma açıklamalarının usulî kazanılmış hak oluşturmayacağı vurgulanmıştır. Özel Dairenin ilk bozma kararında asıl bozma sebebi taraf teşkili eksikliğidir. Bunun yanında temlik sözleşmelerine ilişkin yapılan açıklamalar ise “kabule göre” niteliğindedir. Kurula göre bu tür ifadeler, mahkemeye yol gösterici nitelikte olup gerçek bozma sebebi sayılmaz. Bu nedenle mahkemenin bozma ilamına uyması, temlik sözleşmelerinin geçersiz olduğu yönünde taraflar lehine kesin bir usulî kazanılmış hak doğurmaz.

Kararın en önemli kısmı aynî hak ile alacak hakkı ayrımıdır. Kurul, taşınmaz mülkiyeti gibi aynî hakların TBK 183 anlamında alacağın temliki yoluyla devredilemeyeceğini açıkça belirtmiştir. Çünkü taşınmaz mülkiyetinin devri, TMK 705, TMK 706 ve resmi şekil/tapu tescili kurallarına tabidir. Ancak somut olayda dava konusu taşınmaz ortaklığın giderilmesi yoluyla satılmış, tapu iptali ve tescil istemi fiilen imkânsız hale gelmiş ve dava bedel alacağına dönüşmüştür. Bu aşamadan sonra artık devredilen şey taşınmaz üzerindeki aynî hak değil, para alacağıdır. Para alacağı ise kural olarak temlik edilebilir.

İcra Dosyasında Alacağın Temliki Halinde Satış Bedeli Kime Ödenir?

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2016/19768 E., 2017/12449 K., 12.10.2017 tarihli kararında;  icra takibi kesinleştikten sonra yapılan alacağın temliki sözleşmesinin, icra dosyasına gelen satış bedelinin kime ödeneceği üzerindeki etkisini incelemiştir. Somut olayda alacaklı banka, borçlu hakkında genel haciz yoluyla icra takibi başlatmış ve takip kesinleşmiştir. Daha sonra banka, takip konusu alacağını 50.000 TL bedel karşılığında üçüncü kişiye temlik etmiştir. Borçluya ait taşınmazların başka bir icra dosyasında satılması üzerine, satış parasından şikâyete konu dosyanın haczi nedeniyle bu dosyaya pay ayrılmıştır.

Uyuşmazlık, temlikin dosya alacağının tamamını mı yoksa sadece 50.000 TL’lik kısmını mı kapsadığı noktasında ortaya çıkmıştır. İcra müdürlüğü, temlikin kısmi olduğu düşüncesiyle dosyaya gelen paranın temlik alan ile eski alacaklı banka arasında garameten paylaştırılmasına karar vermiştir. Temlik alan kişi ise bu işleme karşı şikâyet yoluna başvurarak temlikin kısmi olmadığını, takip dosyasındaki alacağın tamamının kendisine devredildiğini ileri sürmüştür.

Yargıtay, dosya kapsamı ve temlik sözleşmesinin içeriği dikkate alındığında, alacağın temlikinin takip dosyasındaki alacağın tamamı yönünden yapıldığının kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Kararda özellikle TBK 189 ve temliknamenin içeriği birlikte değerlendirilmiştir. Ayrıca sıra cetvelinin eski alacaklı bankaya tebliğ edildiği, buna rağmen banka tarafından herhangi bir itirazda bulunulmadığı da dikkate alınmıştır. Bu durum, bankanın temlikten sonra dosya alacağı üzerinde hak iddia etmediğini gösteren önemli bir olgu olarak değerlendirilmiştir.

Yargıtay’a göre alacak tamamen temlik edilmişse, artık eski alacaklının takip dosyasına gelen paradan pay alması mümkün değildir. Çünkü temlik ile birlikte alacaklı sıfatı temlik alana geçer. Bu nedenle icra müdürlüğünün, satış parasından takip dosyasına düşen miktarı eski alacaklı ile temlik alan arasında paylaştırması hukuka aykırıdır.

Alacağın Temliki Sözleşmesinde Yazılı Şekil ve Borçlunun Rızası Gerekir mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2630 E., 2019/328 K. sayılı ve 21.03.2019 tarihli kararında , alacağın devri/temliki sözleşmesinin hukuki niteliğini, geçerlilik şartlarını ve borçlunun rızasının gerekip gerekmediğini ayrıntılı şekilde ele almıştır. Kararda, alacağın temlikinin eski Borçlar Kanunu döneminde BK 162 ve devamı maddelerinde, yürürlükteki hukuk bakımından ise TBK 183 ve devamı maddelerinde düzenlendiği açıklanmıştır. Yeni kanunda “alacağın temliki” yerine “alacağın devri” kavramı tercih edilmiş olsa da, temel hukuki sonuç bakımından önemli bir farklılık bulunmadığı belirtilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’na göre alacağın devri, alacaklı ile devralan üçüncü kişi arasında yapılan ve alacaklı tarafında değişiklik meydana getiren tasarrufî bir hukuki işlemdir. Bu işlemle borcun özü değişmez; borçlu aynı borçtan sorumlu olmaya devam eder. Değişen yalnızca alacaklıdır. Bu nedenle alacağın devri, kural olarak borçlunun rızasına bağlı değildir. Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, alacaklı borçlunun onayını almadan alacağını üçüncü kişiye devredebilir.

Kararda özellikle TBK 183 hükmüne dikkat çekilmiştir. Bu hükme göre alacaklı, kural olarak alacağını borçlunun rızasını aramaksızın devredebilir. Bununla birlikte her alacağın devri mümkün değildir. Kanundan kaynaklanan devir yasakları, tarafların sözleşmeyle öngördükleri devir yasağı veya işin niteliği gereği devredilemeyen alacaklar bulunabilir. Örneğin kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar, nafaka benzeri kişisel ihtiyaçlara dayalı alacaklar veya kanunun açıkça devrini yasakladığı haklar temlik edilemez.

Hukuk Genel Kurulu ayrıca alacağın devrinin geçerliliği için yazılı şeklin yeterli olduğunu vurgulamıştır. TBK 184 uyarınca alacağın devri sözleşmesinin yazılı yapılması gerekir; ancak resmi şekil şartı aranmaz. Bu yönüyle alacağın temliki, taşınmaz satış sözleşmeleri gibi resmi şekilde yapılması gereken işlemlerden ayrılır. Yazılı şekilde yapılan, devredilen alacağı belirli veya belirlenebilir kılan ve devir yasağına aykırı olmayan temlik sözleşmesi geçerlidir.