Kasten Öldürmeye Teşebbüs Cezası
Kasten öldürmeye teşebbüs, Türk Ceza Kanunu (TCK) çerçevesinde ağır ceza gerektiren suçlar arasında yer almakta olup, failin kastını net şekilde ortaya koyan eylemlerin, ölüm neticesini gerçekleştirememesi durumunda uygulanan yaptırımı ifade etmektedir. 5237 sayılı TCK m.35 uyarınca, fail, işlenmesini kastettiği suçu elverişli hareketlerle doğrudan icraya başlamış, ancak elinde olmayan sebepler nedeniyle suçun tamamlanmasını sağlayamamış ise teşebbüsten sorumlu tutulur. Bu durum, suçun oluşumuna ilişkin objektif ve sübjektif unsurların birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılar. Mahkemeler, failin icra hareketlerinin tamamlanmasına yönelik niyet ve davranışlarını titizlikle inceler.
Kasten öldürmeye teşebbüs suçu, yalnızca failin neticeyi doğuracak iradi hareketlerinin bulunmasıyla değil, aynı zamanda kullanılan aracın öldürme amacına elverişli olmasına da bağlıdır. TCK m.61 kapsamında, suçu işlemek amacıyla kullanılan araçlar, öngörülen neticeleri meydana getirebilecek biçimde uygun olmalı ve fail tarafından hedefe yönelik biçimde kullanılmış olmalıdır. Örneğin bir bıçak veya ateşli silahın eylemde kullanılma şekli, neticenin doğup doğmayacağını belirlemede önemli kriterdir.
Teşebbüsün hukuki değerlendirmesinde, failin eylemi yarıda bırakma veya sonlandırma nedeni de önemlidir. Fail, eyleme kendi iradesiyle son vermemişse, yani icra hareketlerini engelleyen sebepler failin iradesi dışında gelişmiş ise, teşebbüs gerçekleşmiş sayılır. Bu bağlamda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları, teşebbüsün ve kastın tespitinde failin olay öncesi, olay sırası ve sonrasındaki davranışlarının bütüncül olarak incelenmesi gerektiğini vurgulamaktadır (YCGK 2018/458, 2021/57).

Kasten Öldürmeye Teşebbüs Nedir?
Kasten öldürmeye teşebbüs, failin ölüm neticesini doğuracak şekilde hareket etmesine rağmen, elinde olmayan nedenlerle bu sonucu gerçekleştirememesi hâlidir. TCK m.35 uyarınca, suçun icrasına başlanmış ancak tamamlanamamış olması, failin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Hukuk literatüründe bu durum, neticeye yönelik iradi hareketlerin ve suça elverişli araçların kullanımının birlikte değerlendirilmesiyle açıklanmaktadır. Suçun tanımı, yalnızca eylemin şiddeti veya saldırı şekli ile değil, aynı zamanda failin niyet ve davranışlarının analiz edilmesi ile ortaya çıkar.
Bu suç tipinde kastın türü belirleyici unsurdur. Fail, kasten öldürme kastıyla hareket etmiş ancak netice meydana gelmemişse, teşebbüs söz konusu olur. Öte yandan, eylemin olası kastla yapılması durumunda, yaralama meydana gelirse, fail sadece olası kastla yaralamadan sorumlu tutulur ve teşebbüs söz konusu olmaz. Bu çerçevede “dolus indeterminatus determinatur ab eventu” ilkesi uygulanmakta, yani gerçekleşen netice failin sorumluluğunu belirlemektedir (Yargıtay 1. CD 2021/14799).
Kasten Öldürmeye Teşebbüsün Unsurları Nelerdir?
Kasten öldürmeye teşebbüs suçunun temel unsurları, failin kastı, icra hareketleri, hareketlerin niteliği ve kullanılan aracın elverişliliğidir. 5237 sayılı TCK m.21/1 kapsamında kast, failin suçun unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesini ifade eder. Kastın varlığı, olay öncesi hazırlık, eylemin icrası ve olay sonrası davranışlar dikkate alınarak tespit edilir. Yargıtay kararları, failin davranışlarının yalnızca anlık değil, süregelen bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerektiğini açıkça belirtmektedir.
İcra hareketlerinin, suçu doğuracak netice bakımından elverişli olması, teşebbüsün ikinci unsurunu oluşturur. TCK m.61 gereğince, fail tarafından kullanılan araç veya yöntem, hedeflenen neticeyi meydana getirebilecek şekilde uygulanmalıdır. Örneğin, bıçak veya silahın hedefe uygun şekilde yönlendirilmesi ve yeterli şiddetle uygulanması, suçun teşebbüs aşamasında kalması ile neticelenir. Aksi takdirde, failin hareketi yalnızca yaralama veya tehdit suçunu oluşturur.
Üçüncü unsur, icra hareketlerinin failin iradesi dışında engellenmiş olmasıdır. Eylemin tamamlanamamasının nedeni failin kontrolü dışındaki faktörler olmalıdır. Bu unsur, gönüllü vazgeçme veya yarıda bırakma ile karıştırılmamalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları, failin eyleme kendi iradesiyle son vermemesi hâlinde teşebbüsün varlığını kabul etmektedir (YCGK 2023/177, 2024/6).
Kasten öldürmeye teşebbüs suçu zaman zaman kasten yaralama suçu ile karıştırılabilmektedir. Bu noktada mahkemeler özellikle failin kastı ile kullanılan aracın ve icra hareketlerinin niteliğini dikkatlice incelemektedir. Mahkemelerce failin kastının öldürmeye yönelik olduğunun tespiti yapılırken kullanılan aletin insan hayatını sona erdirmeye elverişli olup olmadığı (örneğin bıçak, silah, demir sopa insan hayatını bitirmeye elverişli kabul edilirken çanta bu anlamda kabul edilmeyebilir.), saldırının şiddeti ve hedef alınan vücut bölgesi, darbe sayısı ve darbe şiddeti, failin olay esnasında ve olan sonrasındaki hareketleri, taraflar arasında husumet bulunup bulunmadığı gibi kriterler dikkate alınır. Örneğin Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2025/1209 E. 2025/3957 K. sayılı, 15.05.2025 tarihli kararında; “Sanığın katılanları öldürmeye elverişli bıçak ile hayati bölgelerini hedef alarak yaraladığı, katılanlarda meydana gelen yaralanmaların ağırlığı hususları birlikte dikkate alındığında sanığın eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğunun anlaşılması karşısında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı” şeklinde sanığın bıçak ile hayati bölgelere hedef alarak müştekiyi yaraladığı olayda kasten öldürmeye teşebbüs suçunun oluştuğuna kanaat getirmiştir.
Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçunun Cezası
Kasten öldürmeye teşebbüs suçu, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlendiği üzere, ağır ceza gerektiren suçlar arasında sınıflandırılmıştır. TCK m.82/1 uyarınca, kasten öldürme suçunun tamamlanamaması hâlinde, failin fiili teşebbüs kapsamında değerlendirilir ve alt sınırdan başlamak kaydıyla ceza uygulanır. Mahkemeler, cezanın belirlenmesinde failin kastının yoğunluğunu, eylemin vahametini ve failin suç öncesi davranışlarını bütüncül olarak ele alır. Teşebbüs suçu, netice gerçekleşmediği için tamamlanmış suçtan daha hafif sayılmaz; aksine failin niyeti ve icra hareketlerinin ağırlığı cezalandırmada temel kriterdir.
Cezanın türü ve miktarı, suçun icra biçimi ve mağdura verdiği risk ile doğrudan ilişkilidir. TCK m.35/2 uyarınca, teşebbüs halinde, verilecek ceza genellikle öngörülen asli cezanın yarısından üçte ikisine kadar uygulanır. Bu düzenleme, failin kastını tamamen ortadan kaldırmamakta, yalnızca suçun tamamlanamamasından kaynaklanan hafifletici durumları göz önünde bulundurmaktadır. Mahkemeler, özellikle fiilin toplumda yarattığı tehlike ve failin suçtan elde ettiği menfaat gibi objektif kriterleri değerlendirir.
Uygulamada, cezanın tayini sırasında, failin adli sicil durumu, suçun önceden tasarlanıp tasarlanmadığı ve mağdur ile olan ilişkisi gibi ek faktörler de dikkate alınır. Yargıtay kararları, cezanın belirlenmesinde failin suçu işleme yönteminin ve neticeyi doğurma potansiyelinin detaylı şekilde incelenmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Yargıtay 12. CD 2020/844). Bu yaklaşım, ceza hukukunda orantılılık ilkesini koruyarak, hem toplumsal güvenliği hem de failin haklarını dengede tutmayı amaçlamaktadır.
Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçunda Haksız Tahrik İndirimi
Haksız tahrik, failin davranışlarını doğrudan provoke eden ve kontrolünü kısmen zayıflatan bir dış etken olarak değerlendirilir. TCK m.29 uyarınca, haksız tahrik altında işlenen kasten öldürmeye teşebbüs suçunda cezanın alt sınırı indirilebilir. Bu indirimin uygulanabilmesi için tahrikin ölçülü ve doğrudan failin eylemine etki eden bir durum olması gerekir. Hukuki doktrin ve Yargıtay kararları, tahrik unsurlarının sübjektif etkisinin, failin fiilinin şiddetini ve neticeye yaklaşımını belirlemede önemini ortaya koymaktadır.
Mahkemeler, haksız tahrik indirimi uygularken, failin tahrike karşı gösterdiği kontrol düzeyini titizlikle inceler. Yargıtay 1. CD 2019/556 kararında belirtildiği üzere, tahrik altında olan failin iradesinin kısmen zayıflaması, cezanın azaltılmasına temel oluşturabilir; ancak fail tamamen tahrik nedeniyle eylemi gerçekleştirmişse, indirimin kapsamı sınırlıdır. Burada mahkemeler, failin olay öncesi ve sonrası davranışlarını, tahrikin sürekliliğini ve ölçüsünü detaylı şekilde değerlendirir.
Uygulamada, haksız tahrik indirimi yalnızca failin kastının yoğunluğunu değil, suçun toplumsal tehlike boyutunu da göz önünde bulundurur. Ceza indirimi, teşebbüs suçlarında neticenin gerçekleşmemiş olmasından bağımsız olarak uygulanabilir. Bu yaklaşım, suçun hem fail açısından hem de mağdur ve toplum açısından değerlendirilmesine olanak sağlar ve ceza hukukunda dengeyi korur.
Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçunda Meşru Müdafaa (Savunma)
Meşru müdafaa, failin kendi veya başkasının haklarını korumak amacıyla hukuka uygun olarak gerçekleştirdiği eylemleri ifade eder. TCK m.25/1 uyarınca, kasten öldürmeye teşebbüs suçunda meşru müdafaa savunması söz konusu ise, failin sorumluluğu ortadan kalkabilir veya sınırlandırılabilir. Meşru müdafaa, ancak orantılılık ve zorunluluk ilkeleri çerçevesinde uygulanabilir; aşırı güç kullanımı veya haksız saldırı bulunması durumunda, savunma hakkı sınırlı kalır.
Mahkemeler, meşru müdafaa iddiasını değerlendirirken, failin saldırıya karşı gösterdiği tepkiyi, kullanılan aracın ve yöntemin uygunluğunu inceler. Yargıtay 12. CD 2017/1256 kararında belirtildiği üzere, savunmanın ölçüsüz olması hâlinde, eylem teşebbüs kapsamında değerlendirilmeye devam eder. Bu yaklaşım, failin korunma hakkı ile mağdurun yaşam hakkı arasında dengeli bir hukuk mantığı oluşturur.

Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
Adli para cezası, işlenen bir suça karşılık hapis cezasıyla birlikte veya tek başına uygulanabilen bir yaptırım türüdür. Ancak kasten öldürme suçuna teşebbüs nedeniyle hükmedilen hapis cezası, ortaya çıkan cezanın niteliği ve ağırlığı nedeniyle adli para cezasına çevrilemez. Zira Türk Ceza Kanunu’nda adli para cezasına çevirme imkânı, kural olarak kısa süreli hapis cezaları bakımından öngörülmüş olup, kasten öldürmeye teşebbüs suçunda verilen cezalar bu kapsamın dışında kalmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), sanık hakkında hükmolunan cezanın belirli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması ve bu süre içinde belirlenen yükümlülüklere uyulması halinde hükmün hiç açıklanmamış sayılması sonucunu doğuran bir ceza muhakemesi kurumudur. Kasten öldürmeye teşebbüs suçunda kural olarak verilen cezalar yüksek olmakla birlikte, bazı durumlarda haksız tahrik veya teşebbüs hükümlerinin uygulanması sonucu cezanın 2 yıl veya daha az olması halinde mahkeme tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi mümkündür.
Ceza ertelemesi ise, mahkeme tarafından hükmedilen hapis cezasının cezaevinde infaz edilmesinden belirli şartlar altında vazgeçilmesini ifade eder. Kasten öldürmeye teşebbüs suçunda verilen cezanın, özellikle teşebbüs indirimi ve haksız tahrik hükümlerinin uygulanması sonucunda 2 yıl veya daha az olması halinde, diğer koşulların da bulunması kaydıyla mahkeme tarafından cezanın ertelenmesine karar verilebilir. Bu durumda sanık belirlenen denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlemezse ceza infaz edilmiş sayılır.
Suçun Şikayet Süresi, Zamanaşımı ve Uzlaşma
Kasten öldürmeye teşebbüs suçu, kamu düzenini ve bireyin yaşam hakkını doğrudan etkileyen bir suç türü olduğundan, şikayete tabi bir suç değildir; yani TCK m.82 gereği, kamu davası resen açılır. Ancak fail ile mağdur arasında meydana gelen bazı durumlarda, suçun hukuki takibine etki edebilecek özel hukuki yollar gündeme gelebilir. Örneğin, mağdurun beyanları, soruşturmanın kapsamını ve delil toplama süreçlerini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle şikayet unsuru, daha çok soruşturma ve delil toplama aşamasında belirleyici olur.
Zamanaşımı, kasten öldürmeye teşebbüs suçu açısından kritik bir rol oynar. TCK m.66 ve m.67 uyarınca, failin işlediği suçun cezai yaptırımı, fiilin işlendiği tarihten itibaren belirlenen süreler sonunda zamanaşımına uğrar. Teşebbüs suçlarında, cezanın belirlenmesi sürecinde suçun tamamlanmamış olması, zamanaşımı sürelerini etkilemez; yalnızca uygulanacak cezanın türü ve süresi dikkate alınır. Yargıtay içtihatları, zamanaşımının failin lehine olduğu durumlarda, sürecin doğru şekilde tespit edilmesi gerektiğini vurgular.
Uzlaşma mekanizması, kasten öldürmeye teşebbüs suçunda doğrudan uygulanabilir bir yöntem değildir. Ancak, failin eylemi sırasında gerçekleşen maddi zarar veya mağdur ile fail arasında anlaşmaya varılabilecek ek suç unsurları bulunuyorsa, bu kapsamda CMK m.253-254 düzenlemeleri çerçevesinde değerlendirme yapılabilir. Mahkemeler, uzlaşmanın suçun niteliğini değiştirmeyeceğini, yalnızca cezai sonuçlar açısından etkili olabileceğini dikkate alır. Bu yaklaşım, hem toplum yararını hem de failin rehabilitasyonunu dengeler.
Kasten Öldürme Suçuna Teşebbüs Halinde Görevli Mahkeme
Kasten öldürmeye teşebbüs suçlarında, görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir. CMK m.250 ve m.251 uyarınca, suçun işlendiği yer veya failin ikamet ettiği yer mahkemesi yetkilidir. Teşebbüs suçları, netice doğmasa bile ağır ceza kapsamına girdiği için, adli süreçler ve yargılama usulü, tamamlanmış kasten öldürme suçuyla aynı kurallara tabidir. Mahkemenin görevi, suçun oluş biçimini, failin kastını ve teşebbüsün kapsamını titizlikle incelemektir.

Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçu Yargıtay Kararları
Yargıtay kararları, kasten öldürmeye teşebbüs suçunun tespiti ve yorumlanması açısından yol gösterici niteliktedir. Yargıtay, Ceza Genel Kurulu, E. 2013/392, K. 2014/288, 27.05.2014 tarihli kararında; bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü, yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesi sırasında; fail ile mağdur arasındaki husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, atış veya darbe sayısı ile mesafesi, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânının olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütlerin dikkate alındığı vurgulanmıştır. Mahkeme, teşebbüs suçlarında failin niyetinin neticeyi gerçekleştirme yönünde olduğunu gösteren tüm delilleri bütüncül şekilde değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, teşebbüs ile tamamlanmış suç arasındaki ayrımı netleştirirken, failin suçtan kaynaklanan toplumsal riskini göz ardı etmemektedir.
Başka bir içtihatta, Yargıtay, 1. Ceza Dairesi, E. 2010/6292, K. 2012/6912, 26.09.2012 tarihli kararında haksız tahrik ve meşru müdafaa unsurlarının teşebbüs suçunda ceza indirimine etkisini detaylı olarak ele almıştır. Kararda, failin tahrik altında olmasının, suçun oluş biçimini ve uygulanan cezayı doğrudan etkilediği belirtilmiştir. Mahkemeler, tahrik ve savunma durumlarını ayrı ayrı inceleyerek, failin davranışlarının ölçüsünü ve sonuç doğurma potansiyelini titizlikle tartmaktadır. Bu kararlar, uygulamada ceza tayininde rehberlik eden önemli içtihatlar arasında yer almaktadır.
Sonuç olarak, kasten öldürmeye teşebbüs suçu, failin kastının yoğunluğu, icra hareketlerinin niteliği ve kullanılan araçların elverişliliği gibi unsurların birlikte değerlendirilmesini gerektiren, uygulamada oldukça hassas bir ayrım sürecini zorunlu kılan suç tiplerinden biridir. Özellikle kasten yaralama ile sınırının belirlenmesinde, Yargıtay içtihatları doğrultusunda somut olayın tüm özelliklerinin bütüncül şekilde incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Teşebbüs hükümlerinin uygulanması, ceza adalet sisteminde hem failin kastını cezalandırmayı hem de gerçekleşmeyen neticeyi gözeterek orantılılık ilkesini korumayı amaçlamaktadır. Bu yönüyle, kasten öldürmeye teşebbüs suçu, ceza hukukunun temel ilkeleri olan kusur, kast ve ölçülülük ilkelerinin somutlaştığı önemli bir uygulama alanı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Saygılarımızla,
Atabay Hukuk Bürosu