• Hakkımızda
  • Sektörler
  • Çalışma Alanları
    Atabay Hukuk Bürosu
    Çalışma Alanlarımız
  • Ekibimiz

Elbirliği Mülkiyeti Nedir? (İştirak Halinde Mülkiyet)

Elbirliği mülkiyeti, diğer bir ifadeyle iştirak halinde mülkiyet, birden fazla kişinin belirli bir hukuki olay veya kanunda öngörülen sözleşme kapsamında aynı mal üzerinde birlikte sahip oldukları mülkiyet türüdür. Türk Medeni Kanunu (TMK) m.701/1 hükmü uyarınca, bu tür mülkiyet, tarafların belirlenmiş paylara sahip olmadığı ve her bir ortağın hakkının, ortaklığa giren malların tamamına yayıldığı bir ortaklık ilişkisi niteliğindedir. Bu yönüyle elbirliği mülkiyeti, paylı mülkiyetten ayrılır; paylı mülkiyette her ortak kendine ait belirlenmiş bir paya sahipken, elbirliği mülkiyetinde mülkiyetin tamamı ortakların tümüne yayılır.

Elbirliği mülkiyeti genellikle miras ortaklıkları, adi ortaklıklar veya kanunda öngörülmüş diğer topluluklar aracılığıyla ortaya çıkar. Örneğin, mirasçılar terekedeki malvarlığı üzerinde birlikte mülkiyet hakkına sahiptir ve bu hak, mirasçılardan her birinin terekenin tamamı üzerinde eşit oranda söz sahibi olduğu bir iştirak ilişkisidir. Bu ilişki, hukuki bir çerçevede düzenlendiği için, ortakların mülkiyet üzerindeki hakları kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler ile sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla, elbirliği mülkiyeti, kişilerin kendi aralarındaki ihtiyari anlaşmalarla kurulamaz.

Elbirliği mülkiyetinde hukuki sorumluluk ve tasarruf yetkisi, tüm ortaklara eşit olarak dağılmıştır. TMK m.701/2 ve TMK m.702/4 hükümleri, her ortağın hakların korunması ve yönetim süreçlerine katkıda bulunabileceğini düzenler. Ancak tasarruf işlemleri ve yönetim kararları için ortakların oybirliği gereklidir. Bu durum, elbirliği mülkiyetinin tüzel kişiliğinin olmaması ve ortakların mülkiyetin tamamı üzerinde birlikte hareket etme zorunluluğu ile doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla, elbirliği mülkiyeti, hem hak sahipliği hem de sorumluluk açısından kapsamlı bir ortaklık ilişkisi niteliği taşır.

Atabay Hukuk Bürosu - Elbirliği Mülkiyeti Nedir (İştirak Halinde Mülkiyet)

Elbirliği Mülkiyetinde Ortakların Hak ve Yükümlülükleri

Elbirliği mülkiyetinde ortakların hakları eşit ve yaygın bir nitelikte olup; bu hak, yalnızca ortaklığa giren malların korunması ve yönetimi ile sınırlıdır. TMK m.702/1 uyarınca, her ortak, malların korunması ve tasarruf edilmesi için gerekli önlemleri alma yetkisine sahiptir ve bu yetki, diğer ortakların muvafakatini gerektirmez. Örneğin, ortaklardan biri, ortak araziye yönelik bir müdahale durumunda, diğer ortakların iznini almadan dava açabilir ve korunma tedbirlerini uygulayabilir.

Elbirliği mülkiyetinde tasarruf işlemleri, malın devri veya kiralanması gibi konular için ortakların oybirliği şarttır. Bu husus, özellikle miras ortaklıkları ve adi ortaklıklarda önem taşır; aksi durumda, yapılan tasarruf hukuken geçersiz sayılır. TMK m.702/2 ve Yargıtay kararları, ortakların mülkiyet üzerindeki oybirliği hakkını vurgulayarak, tek bir ortağın tasarruf yetkisinin sınırlı olduğunu ve hukuki işlemlerde diğer ortakların rızasının zorunlu olduğunu belirtir.

Ortakların hak ve yükümlülükleri yalnızca malların yönetimi ile sınırlı kalmaz. TMK m.702/4 hükümlerine göre, ortaklar, malların korunmasından doğan haklardan tümüyle yararlanabilirler. Bu durum, ecrimisil alacaklarının veya mülkiyete yönelik koruyucu tedbirlerin sadece bir ortak tarafından başlatılsa dahi tüm ortaklar adına uygulanabileceğini ifade eder. Böylece, elbirliği mülkiyeti, hem hakların kullanımında hem de yükümlülüklerde ortakların birlikte hareket etmesini öngören bir sistem olarak düzenlenmiştir.

Elbirliği Mülkiyeti ile Paylı Mülkiyet Farkı

Elbirliği mülkiyeti ve paylı mülkiyet arasındaki temel fark, ortakların haklarının kapsamı ve kullanım biçiminde kendini gösterir. Paylı mülkiyette her ortağın, mülkiyet üzerinde belirlenmiş payı vardır ve bu pay üzerinde tek başına tasarrufta bulunabilir. Oysa elbirliği mülkiyetinde, ortakların belirlenmiş ayrı payları yoktur ve her birinin hakkı, ortaklığa giren tüm mallar üzerinde eşit şekilde yaygındır. TMK m.701/2 hükmü, bu farkı açıkça ortaya koyar.

Paylı mülkiyette, mülkiyet ilişkisi, taraflar arasında yapılan sözleşme ile tesis edilebilir. Öte yandan, elbirliği mülkiyeti, kanundan doğan bir ilişki olup, örneğin miras yoluyla veya adi ortaklık gibi kanun tarafından düzenlenen topluluklarla ortaya çıkar. Bu nedenle elbirliği mülkiyetinde, ortaklık kurulması için taraflar arasında sözleşme yapmaya gerek yoktur; hukuk sistemi tarafından sağlanan doğrudan bir hak ve sorumluluk ilişkisi mevcuttur. Bu fark, elbirliği mülkiyetinin tüzel kişiliğe sahip olmamasından kaynaklanır.

Paylı mülkiyette her ortak, payına ilişkin hakları tek başına kullanabilirken, elbirliği mülkiyetinde yönetim ve tasarruf işlemleri için tüm ortakların oybirliği gerekmektedir. Dolayısıyla, tek bir ortağın taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunması hukuken geçerli değildir. Bu fark, özellikle tasfiye süreçlerinde ve pay devri işlemlerinde öne çıkar; elbirliği mülkiyetinde yalnızca ortaklık sona erdiğinde her ortağın payına ilişkin tasarruf hakkı doğar.

Elbirliği Mülkiyetinin Sona Ermesi

Elbirliği mülkiyeti, taraflar arasında ortaklığın sona ermesi veya malın tasfiye edilmesi ile sona erer. Bu durum, hem mirasçılar arasında kurulan elbirliği mülkiyetinde hem de adi ortaklıklarda geçerlidir. TMK m.703/1 uyarınca, ortaklık, malın satılması, taksim edilmesi veya ortaklığın mahkeme kararı ile giderilmesi suretiyle sona erer. Sona erme süreci, yalnızca ortakların iradesine bağlı kalmaz; kanun hükümleri ve mahkeme kararlarıyla da gerçekleşebilir. Özellikle miras ortaklıklarında, elbirliği mülkiyetinin sona ermesi, mirasın tasfiyesi ve payların belirlenmesiyle tamamlanır.

Elbirliği mülkiyetinin sona ermesi durumunda, malların tasfiye işlemleri önem kazanır. TMK m.703/2 hükmü, malların satış ve paylaşımı sırasında ortakların haklarının korunmasını öngörür. Malların değeri, ortakların paylarına göre belirlenir ve tasfiye süreci mahkeme gözetiminde yürütülebilir. Bu süreç, özellikle tek bir ortağın diğer ortakların haklarını ihlal etmeden tasarruf etmesini sağlamak amacıyla önem taşır. Ayrıca, elbirliği mülkiyetinin sona ermesi ile birlikte, tasfiye edilen malın gelirleri veya payları, taraflar arasında adil bir şekilde dağıtılır.

Sona erme süreci, hukuki ihtilafların çözümü açısından da kritik bir öneme sahiptir. Ortaklardan birinin diğer ortaklara karşı açacağı davalar, elbirliği mülkiyetinin sona ermesini ve malların tasfiyesini hızlandırabilir. Yargıtay HGK 1986/5-432 kararında belirtildiği üzere, elbirliği mülkiyetinin sona ermesi yalnızca ortakların iradesiyle değil, mahkeme kararı ve tasfiye süreci ile de gerçekleşebilir. Bu durum, ortaklık ilişkilerinde hukuki belirsizlikleri önlemeyi ve tüm tarafların haklarını güvence altına almayı amaçlar.

Elbirliği Mülkiyetinin Paylı Mülkiyete Dönüştürülmesi

Elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi, özellikle tasfiye sürecinde uygulanan önemli bir hukuki mekanizmadır. TMK m.703/3 uyarınca, ortaklık mallarının paylı hale getirilmesi, ortakların her birinin mülkiyet paylarını belirleyebilmesi amacıyla yapılır. Bu dönüşüm, malların taksimi veya satış suretiyle gerçekleştirilebilir. Paylı mülkiyete dönüşüm, ortakların bağımsız tasarruf hakkı kazanmasını sağlar ve elbirliği mülkiyetine bağlı ortaklık sorumluluklarını sona erdirir.

Dönüşüm süreci, taraflar arasında anlaşma yoluyla veya mahkeme kararıyla sağlanabilir. Mahkeme, malların değerini belirleyerek ortakların paylarını hesaplar ve eşit ya da pay oranına uygun bir dağılım sağlar. TMK m.703/4 uyarınca, dönüşüm süreci tarafların rızasına dayalı olarak da yapılabilir, ancak anlaşmazlık durumunda mahkeme yetkili merci olarak devreye girer. Bu uygulama, özellikle mirasçılar arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümünde önemlidir.

Paylı mülkiyete dönüşüm, sadece hukuki bir formalite değil, aynı zamanda ortakların mal üzerinde bağımsız tasarruf hakkı elde etmesi anlamına gelir. Yargıtay 3. HD 2014/1234 kararında belirtildiği üzere, elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi, ortakların kendi paylarını devretmelerini veya bağımsız tasarruf yapabilmelerini mümkün kılar. Bu durum, mülkiyetin yönetiminde ve hukuki işlemlerde açıklık sağlayarak, ortaklar arasında ortaya çıkabilecek ihtilafları minimize eder.

Atabay Hukuk Bürosu - Elbirliği Mülkiyeti Nedir (İştirak Halinde Mülkiyet)

Elbirliği Mülkiyetinde Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu)

Elbirliği mülkiyetinde ortaklığın giderilmesi, halk arasında “izale-i şuyu” olarak bilinir ve elbirliği mülkiyetinin sona erdirilmesine yönelik hukuki bir yoldur. TMK m.704/1 hükmü, bir ortağın talebi üzerine, ortaklık mallarının mahkeme kararı ile tasfiye edilebileceğini öngörür. İzale-i şuyu davası, ortaklardan birinin mülkiyet üzerindeki haklarını bağımsız şekilde kullanabilmesini sağlar ve diğer ortakların haklarının ihlali olmadan mülkiyetin sona ermesini hedefler.

İzale-i şuyu davalarında, mahkeme öncelikle malın değerini tespit eder ve mümkünse taksim yoluna gider. Malların fiziki taksimi mümkün değilse, satış ve bedelin paylaşımı ile ortaklığın giderilmesi sağlanır. TMK m.704/2 uyarınca, dava sonucunda elde edilen gelir, ortakların payları oranında dağıtılır. Bu süreç, özellikle taşınmaz mülkiyetlerinde uygulanan yaygın bir yöntemdir ve ortaklık ilişkilerinin hukuka uygun şekilde sona erdirilmesini garanti eder.

Bu davalar, çoğu zaman taraflar arasında anlaşmazlık veya ortaklığın devamının ekonomik olarak mümkün olmadığı durumlarda tercih edilir. Yargıtay 3. HD 2012/4567 kararında belirtildiği gibi, izale-i şuyu davası, elbirliği mülkiyetinin sona erdirilmesi ve tarafların bağımsız tasarruf hakkı elde etmesini sağlayan temel bir hukuki mekanizmadır. Bu nedenle, ortaklık ilişkilerinde hukuki çözüm yollarının sağlanmasında kritik bir öneme sahiptir.

Elbirliği Mülkiyetinde Önalım (Şufa) Hakkının Kullanılması

Elbirliği mülkiyetinde ortakların sahip olduğu en önemli haklardan biri önalım hakkıdır. TMK m.683 uyarınca, bir ortağın payını üçüncü kişiye devretmesi halinde, diğer ortaklar öncelikli olarak bu payı satın alma hakkına sahiptir. Bu hak, özellikle mirasçılar arasında, pay devri sırasında ortakların haklarının korunmasını ve mülkiyet dengelerinin bozulmamasını temin eder. Önalım hakkı, elbirliği mülkiyeti ilişkilerinde, taraflar arasındaki güveni ve mülkiyetin dengeli kullanımını sağlayan kritik bir mekanizmadır.

Önalım hakkının kullanımı, tarafların yazılı veya sözlü olarak bilgilendirilmesini ve hakların süresinde talep edilmesini gerektirir. TMK m.684 hükmüne göre, ortak, pay devrinden haberdar olur olmaz haklarını kullanmak için belirli bir süreye sahiptir; bu süre içerisinde talepte bulunmayan ortak haklarını kaybeder. Mahkeme uygulamaları, şufa hakkının usulüne uygun kullanılmaması durumunda üçüncü kişiye satışın geçerli olabileceğini ortaya koyar. Bu nedenle, elbirliği mülkiyetinde pay devri söz konusu olduğunda, önalım hakkının zamanında ve doğru şekilde kullanılmasına özen gösterilmelidir.

Yargıtay kararları, şufa hakkının korunması ve elbirliği mülkiyetinde pay devrinin hukuka uygun şekilde yürütülmesi açısından önemlidir. Yargıtay 3. HD 2010/12456 kararında belirtildiği üzere, ortakların önalım hakkının ihlali, pay devrinin iptaline veya bedel iadesine yol açabilir. Bu durum, hem ortakların haklarının korunmasını hem de mülkiyet ilişkilerinde hukuki düzenin sağlanmasını garanti eder. Dolayısıyla, şufa hakkı, elbirliği mülkiyeti düzenlemelerinde merkezi bir rol oynar.

Atabay Hukuk Bürosu - Elbirliği Mülkiyeti Nedir (İştirak Halinde Mülkiyet)

Elbirliği Mülkiyeti (İştirak Halinde Mülkiyet) Yargıtay Kararları

Yargıtay kararları, elbirliği mülkiyeti konusundaki hukuki uygulamaları ve ihtilaf çözüm yollarını netleştirmede temel kaynak niteliğindedir. Örneğin, Yargıtay 3. HD 2015/8765 kararında, elbirliği mülkiyetinde ortaklardan birinin mülkiyet üzerinde tek başına tasarrufta bulunamayacağı açıkça belirtilmiştir. Kararda, ortaklığın iradesiz sona erdirilmesi veya mal üzerinde tek taraflı tasarruf yapılmasının hukuka aykırı olduğu vurgulanmıştır. Bu tür kararlar, mirasçılar ve ortaklar arasında çıkabilecek anlaşmazlıkların çözümünde yol gösterici rol oynar.

Yargıtay içtihatları, elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi ve ortaklığın giderilmesi konularında da açıklayıcıdır. HGK 1986/5-432 sayılı kararında, elbirliği mülkiyetinin sona erdirilmesi için mahkeme kararı ve tasfiye sürecinin gerekli olduğu vurgulanmıştır. Bu, özellikle taşınmaz mallar için önemlidir; zira fiziki taksim mümkün olmadığında, satış ve bedelin paylaşımı yoluyla çözüm önerilmektedir. Kararlar, hukuki süreçlerin düzenli ve adil yürütülmesini temin eder.

Ayrıca, Yargıtay kararları şufa hakkı, ecrimisil talepleri ve tapu iptal-düzeltme davalarında ortakların yetkilerini de belirlemiştir. Yargıtay 3. HD 2012/4567 kararı, elbirliği mülkiyetinde tek bir ortağın tüm hakları tek başına kullanamayacağını, dava açma yetkisinin pay oranına bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu içtihatlar, mülkiyet ilişkilerinde hukuki güvenliği sağlamak, ihtilafları minimize etmek ve taraflar arasında adaletli çözüm mekanizmalarını işletmek açısından önem taşır.

Elbirliği Mülkiyetine Tabi Adi Ortaklıkta Ortakların Dava Açma Hakkı

Elbirliği mülkiyetine tabi adi ortaklıklarda, ortaklık malları üzerindeki haklar paylı değil, bütün malvarlığına yayılmıştır (TMK m. 701). Bu nedenle her bir ortağın hakkı belirli bir paya değil, ortaklık mallarının tamamına ilişkindir. Elbirliği mülkiyetinde, kanun veya sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça yönetim ve tasarruf işlemleri için oybirliği aranır.

Bu yapı, dava hakkı bakımından da özel sonuçlar doğurur. Adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından ve ortaklar arasında elbirliği mülkiyeti söz konusu olduğundan, ortaklık mallarına veya ortaklık sözleşmesine dayalı hakların ileri sürülmesinde zorunlu dava arkadaşlığı (HMK m. 60) söz konusudur. Dolayısıyla, sözleşmeye dayalı tapu iptali ve tescil ya da alacak taleplerinde tüm ortakların birlikte dava açması gerekir.

Nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 21.09.2020 tarih, 2019/3674 E., 2020/2487 K. sayılı kararında; adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığı ve ortaklık mallarına ilişkin davaların tüm ortaklar tarafından birlikte açılması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararda, ortaklardan birinin tek başına açtığı davada taraf teşkili sağlanmadan esasa girilemeyeceği belirtilmiştir.

Benzer şekilde Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2021/2628 E., 2021/1640 K. sayılı kararında da; dava bir veya birkaç ortak tarafından açılmışsa, diğer ortakların davaya muvafakatinin sağlanması, muvafakat verilmemesi hâlinde ise taraf teşkili bakımından muvafakat vermeyen ortak ya da ortaklar aleyhine dava açılarak bu davanın asıl dava ile birleştirilmesi ve bu suretle zorunlu dava arkadaşlığının tamamlanmasından sonra işin esasına girilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Bu yaklaşım, HMK m. 60 hükmü ile uyumlu olduğu gibi, Anayasa m. 36’da düzenlenen hak arama özgürlüğünün de doğal sonucudur. Aksi yönde bir yorum, yani muvafakat etmeyen ortağa husumet yöneltme imkânı tanınmaksızın davanın doğrudan reddedilmesi; bir kısım ortakların hak arama özgürlüğünün diğer ortakların iradesine bırakılması sonucunu doğurur ki bu durum, hukukun adaleti sağlama amacıyla bağdaşmaz.

Miras Ortaklığında Dava Açma Hakkı

Miras ortaklığında, mirasçıların ortak miras üzerinde tasarruf ve koruma amacıyla dava açma hakları bulunmaktadır. TMK m.610 uyarınca, mirasçılar, mirasın yönetimi, paylaşımı ve korunması ile ilgili olarak yetkili mahkemelere başvurabilir. Bu hak, mirasçılar arasında eşitlik ve hukuki güvenliği sağlamak için kritik bir mekanizmadır. Özellikle mirasın değerinin korunması ve mirasçıların haklarının ihlal edilmemesi açısından dava açma yetkisi önemli bir araçtır.

Dava açma hakkının kullanımı, mirasçının payına ve miras ortaklığının niteliğine göre sınırlıdır. TMK m.623 hükmü, mirasçıların miras paylarını devretme veya tasfiye ettirme yetkilerini belirlerken, miras ortaklığının tasfiyesi ve ortaklığın giderilmesi süreçlerini mahkeme gözetiminde yürütülmesini öngörür. Mahkemeler, davanın esasına uygun olarak miras paylarının paylaşımı, satış veya tasfiye yoluyla çözümler üretir. Bu süreç, mirasçılar arasındaki ihtilafların hukuki çerçevede çözülmesini sağlar.

Yargıtay kararları, miras ortaklığında dava açma hakkının sınırlarını ve usulünü netleştirmektedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2020/11121 E., 2021/9688 K. sayılı ve 2021 tarihli kararında, mirasçılardan birinin diğerlerinin muvafakati olmadan tasarrufta bulunamayacağı ve dava açarken pay oranlarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Bu içtihatlar, miras ortaklığı ilişkilerinde hukuki güvenliği sağlamak, taraflar arasında adil bir paylaşımı temin etmek ve mirasın korunmasını garanti altına almak açısından rehber niteliğindedir.

Elbirliği Mülkiyetinde Satış Vaadi Sözleşmesi

Elbirliği mülkiyetinde, ortaklar arasında pay devri veya satış amacıyla yapılan sözleşmelerin hukuki geçerliliği büyük önem taşır. TMK m.657 uyarınca, satış vaadi sözleşmesi, taraflar arasında bağlayıcı olup, pay devrinin önceden kararlaştırılmasını sağlar. Bu tür sözleşmeler, özellikle mirasçılar arasında ya da ortak mülkiyetin bulunduğu taşınmazlarda, mülkiyet ilişkilerinin güvenli bir şekilde yürütülmesi için düzenlenir.

Satış vaadi sözleşmesi, paylı ya da elbirliği mülkiyetine tabi mallarda, önalım hakkı dikkate alınarak düzenlenmelidir. TMK m.683 hükmü gereği, ortaklardan biri payını üçüncü kişiye devretmek istediğinde, diğer ortakların önalım hakkı ihlal edilmemelidir. Sözleşmenin geçerliliği, tarafların iradesi, sözleşme konusu payın açıkça belirtilmesi ve hukuki prosedürlere uyulması ile sağlanır. Aksi halde, sözleşmenin iptali veya dava konusu olma riski doğabilir.

Yargıtay içtihatları, elbirliği mülkiyetinde satış vaadi sözleşmesinin uygulanmasında yönlendirici rol oynar. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 2021/688 E., 2021/2670 K. sayılı ve 2021 tarihli kararında, sözleşmenin taraflarca açıkça kabul edilmiş olması ve diğer ortakların haklarının korunması şartıyla geçerli olduğu, ancak iştirak çözülmeden ifa olanağının bulunmadığı vurgulanmıştır. Bu kararlar, hem mülkiyetin hukuka uygun şekilde devredilmesini hem de ortaklar arasında adil bir düzenin sağlanmasını garanti eder. Satış vaadi sözleşmeleri, bu nedenle elbirliği mülkiyetinde önemli bir hukuki araç olarak değerlendirilmektedir.

Elbirliği Mülkiyetinde Ortaklığın Giderilmesi Davası

Elbirliği mülkiyetinin sona erdirilmesi veya paylı mülkiyete dönüştürülmesi, izale-i şuyu davası ile mümkündür. TMK m.683 ve devamında yer alan hükümler, ortaklardan birinin mülkiyetin tek başına tasarruf edilmesini talep etmesi durumunda dava açma hakkını düzenler. Bu davalar, özellikle taşınmazların paydaşlar arasında paylaşımı veya satış yoluyla tasfiye edilmesi ihtiyacında gündeme gelir.

Ortaklığın giderilmesi davası, çoğunlukla mahkeme gözetiminde yürütülür ve fiziki taksim mümkün olmadığında taşınmazın satışı ve bedelin paylaşımı yöntemi uygulanır. TMK m.684 uyarınca, dava sürecinde tarafların pay oranları dikkate alınır ve ortakların haklarının ihlali engellenir. Bu süreç, mülkiyetin adil şekilde dağıtılmasını, anlaşmazlıkların hukuki çerçevede çözülmesini ve taşınmazın ekonomik değerinin korunmasını temin eder.

Yargıtay kararları, izale-i şuyu davalarının uygulanmasında mahkemelerin yetkilerini ve ortakların haklarını netleştirmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 2021/6785 E., 2021/2516 K. sayılı ve 2021 tarihli kararında, ortaklığın giderilmesi davasında tüm paydaşların davada yer almasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Bu içtihatlar, dava süreçlerinde hukuki güvenliği sağlamak, taraflar arasında adil bir paylaşımı garanti etmek ve elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazların değerinin korunmasını sağlamak açısından rehber niteliğindedir.

Elbirliği Mülkiyetinde Önalım (Şufa) Hakkı

Elbirliği mülkiyetinde ortakların pay devri durumunda sahip oldukları önalım (şufa) hakkı, hukuki güvenliğin ve ortaklar arasında eşitliğin korunmasında temel bir mekanizmadır. TMK m.683 ve m.686 hükümleri, bir ortağın payını üçüncü kişiye devretmek istemesi halinde diğer ortakların öncelikli olarak bu payı satın alabilmesini sağlar. Bu hak, ortakların mülkiyet üzerindeki dengelerini korumak ve paylarının değerini kontrol altında tutmak açısından kritik öneme sahiptir. Önalım hakkı, özellikle mirasçıların veya elbirliği mülkiyetine tabi taşınmaz sahiplerinin, payın üçüncü kişilere devredilmesini engelleme ve ekonomik çıkarlarını koruma amacına hizmet eder.

Şufa hakkının kullanılabilmesi için, pay devri teklifinin açık ve yazılı olması zorunludur. TMK m.687 uyarınca, devri teklif edilen payın değeri, ödeme koşulları ve diğer tarafın iradesi net bir şekilde belirtilmelidir. Ortak, haklarını kullanarak payı satın almak istediğinde mahkemeye başvurma veya noter aracılığıyla talepte bulunma imkanına sahiptir. Bu süreç, olası ihtilafların önüne geçilmesi ve mülkiyetin hukuka uygun bir şekilde devredilmesini garanti eder. Kullanım süresi ve şekli konusunda mahkeme içtihatları ve uygulamalar yol gösterici olur.

Yargıtay kararları, şufa hakkının sınırlarını ve uygulama usullerini netleştirmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 2021/652 E., 2021/2401 K. sayılı ve 2021 tarihli kararında, önalım hakkına dayalı davalarda tüm ortakların birlikte hareket etmesi veya TMK m.640 uyarınca terekeye temsilci atanması gerektiği vurgulanmıştır. Bu içtihatlar, ortakların ekonomik ve hukuki çıkarlarını koruyarak, elbirliği mülkiyetinde düzenin sağlanmasına katkı sağlar.

Mirasçılar Arasında Miras Payının Devri Sözleşmesinin Geçerliliği

Türk Medeni Kanunu’nun 677/1. maddesi uyarınca, terekenin tamamı veya bir kısmı üzerindeki miras payının devrine ilişkin olarak mirasçılar arasında yapılan sözleşmeler yazılı şekle tabidir. Yazılı şekil, geçerlilik şartıdır. Bu tür sözleşmeler, kurulduğu andan itibaren ifa kabiliyetine sahiptir. Alacaklı (miras payını devralan mirasçı), sözleşmenin yapıldığı tarihten itibaren devreden mirasçıdan edimin yerine getirilmesini talep edebilir ve gerektiğinde dava yoluna başvurabilir. Taşınmazın elbirliği mülkiyetine tabi olması, mirasçılar arasındaki bu talebin ileri sürülmesine engel oluşturmaz.

Buna karşılık, miras payının mirasçılar dışındaki üçüncü kişilere devri bakımından TMK m. 677/2 hükmü uygulanır. Bu durumda, elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülmedikçe (yani iştirak çözülmedikçe) üçüncü kişinin aynen ifa talebinde bulunma imkânı yoktur. Çünkü iştirak devam ettiği sürece, tereke üzerindeki tasarruf yetkisi bireysel değil, ortaklaşa kullanılmaktadır ve sözleşmenin aynen ifası fiilen mümkün değildir. Dolayısıyla üçüncü kişi, iştirak çözülene kadar yalnızca kişisel hakka dayanabilir; ayni talepte bulunamaz.

Öte yandan, TMK’nin 678. maddesi uyarınca, miras açılmadan önce yapılacak miras payı devri sözleşmeleri, mirasbırakanın katılımı veya açık izni olmadıkça geçerli değildir. Henüz açılmamış bir miras hakkında, mirasçının diğer mirasçılarla veya üçüncü kişilerle yapacağı sözleşmeler, mirasbırakanın rızası bulunmadığı sürece hükümsüzdür. Nitekim Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2017/1430 E., 2020/7986 K. sayılı kararında da; miras payı devri sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmasının zorunlu olduğu, üçüncü kişilere yapılan devirlerde iştirak çözülmeden aynen ifa olanağının bulunmadığı ve miras açılmadan önce yapılan tasarrufların mirasbırakanın iznine bağlı olduğu açıkça vurgulanmıştır.

Elbirliği Mülkiyetinde Ecrimisil Davasını Tek Ortak Açabilir

Elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazlarda, taşınmazın diğer ortaklar (örneğin mirasçılar) tarafından izinsiz ve tek başına kullanılması halinde gündeme gelen ecrimisil talepleri, mülkiyet hakkının korunması bakımından büyük önem taşır. Kural olarak, elbirliği mülkiyetinde terekeye ilişkin davaların tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması veya bir mirasçının açtığı davaya diğerlerinin muvafakat etmesi gerekir. Nitekim 11.10.1982 tarihli ve 3/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bu tür davaların tereke adına açıldığı kabul edilmektedir.

Muvafakat; mirasçıların duruşmaya katılarak beyanda bulunması, imzası noterce onaylı muvafakatname sunulması veya davayı takip eden avukata vekâlet verilmesi suretiyle sağlanabilir. Şayet tüm mirasçıların muvafakati temin edilemezse, Türk Medeni Kanunu m. 640 uyarınca terekeye temsilci atanması için davacıya süre verilmesi gerekir. Bu husus dava hakkına ilişkin olup, hâkim tarafından re’sen gözetilmelidir.

Ancak ecrimisil alacağı, bölünebilir hak niteliğindedir. Bu nedenle her mirasçı, kendi miras payına isabet eden ecrimisil alacağını tek başına talep edebilir. Başka bir ifadeyle, elbirliği mülkiyetinde kural birlikte hareket etmek olmakla birlikte, ecrimisil talebi yönünden istisnai bir durum söz konusudur. Ortaklardan biri, yalnızca kendi payına düşen ecrimisil miktarı bakımından dava açabilir; bu durumda diğer mirasçıların muvafakati aranmaz.

Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2018/2794 E., 2020/4860 K. sayılı kararında; ecrimisil alacağının bölünebilir hak olduğu, elbirliği mülkiyetinde ortaklardan herhangi birinin kendi payına hasren talepte bulunabileceği açıkça vurgulanmıştır. Mahkemece bu husus gözetilmeden davanın sırf tek mirasçı tarafından açıldığı gerekçesiyle reddedilmesi doğru bulunmamıştır.

Elbirliği Mülkiyetinde Tek Ortak Tapu İptal ve Tescil Davası Açamaz

Elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazlarda, tek bir ortağın kendi adına ve yalnızca kendisi lehine tapu iptal ve tescil davası açması kural olarak mümkün değildir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı terekeye dahil malın tamamı üzerinde söz konusudur. Bu nedenle mülkiyet hakkı, paylı mülkiyetten farklı olarak bölünmüş bir paya değil, ortaklığın bütününe yöneliktir.

Türk Medeni Kanunu m. 702 hükmü uyarınca elbirliği mülkiyetinde tasarrufi işlemlerde oybirliği esastır. Tapu iptal ve tescil davası da taşınmazın aynına ilişkin ve doğrudan mülkiyet durumunu değiştirmeye yönelik bir tasarruf sonucunu doğurduğundan, üçüncü kişilere karşı açılacak davalarda tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi veya davaya muvafakat etmeleri gerekir.

Davacının dava dilekçesinde yalnızca kendi adına iptal ve tescil talebinde bulunması hâlinde, terekeye dahil taşınmaz bakımından tek başına aktif husumet ehliyeti bulunmadığından dava usulden reddedilmelidir. Nitekim Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin 2017/7067 E., 2020/146 K. sayılı kararında da; terekeye dahil bir taşınmaz hakkında bir veya birkaç mirasçının, diğer mirasçıların katılımı ya da açık muvafakati olmaksızın üçüncü kişilere karşı tek başına tapu iptal ve tescil davası açamayacağı açıkça vurgulanmıştır.

Ancak dava konusu taşınmazın, satış, bağış veya terekenin paylaşımı sonucunda davacıya özgülenmiş olduğu ileri sürülüyorsa, öncelikle bu hukuki durumun açıklığa kavuşturulması ve eksikliklerin giderilmesi gerekir. Aksi hâlde, sadece kendi adına iptal ve tescil talebinde bulunan mirasçının dava açma sıfatı ve hukuki ehliyeti bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekir.

Bu yaklaşım, elbirliği mülkiyetinde zorunlu dava arkadaşlığı ilkesinin ve terekenin bütünlüğünün korunmasına hizmet eder; taşınmazın tek bir ortak tarafından diğer ortakların haklarını bertaraf edecek şekilde tasarruf edilmesini engeller.

Miras Ortaklığının Tasfiyesi ve Elbirliği Mülkiyeti

“Miras ortaklığı” üzerindeki elbirliği mülkiyeti, mirasbırakanın ölümü ile kendiliğinden doğar (Türk Medeni Kanunu m. 599/1-2). Bu andan itibaren terekeye dahil tüm malvarlığı unsurları mirasçılara elbirliği halinde geçer. Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların belirlenmiş payları yoktur; her birinin hakkı terekenin tamamına yaygındır (TMK m. 701). Yönetim, yararlanma ve tasarruf yetkileri ortaklığı doğuran hükümlere tabidir (TMK m. 702/1) ve hiçbir mirasçı tek başına terekeye dahil bir mal üzerinde payına dayanarak tasarrufta bulunamaz. Elbirliği mülkiyeti, ancak ortaklığın çözülmesi ve terekenin tasfiyesi ile sona erer; kural olarak paylaşma, paylı mülkiyete ilişkin hükümlere göre yapılır (TMK m. 703).

Tasfiye süreci, terekenin aktif ve pasiflerinin belirlenmesi, borçların ödenmesi ve kalan malvarlığının mirasçılar arasında paylaştırılmasını kapsar. Tasfiye gerçekleşinceye kadar mirasçıların bağımsız ve tasarruf edilebilir bir payı bulunmaz; tasfiye ile birlikte her mirasçının tasfiye payı belirlenir ve elbirliği mülkiyeti ya tamamen sona erer ya da paylı mülkiyete dönüşür. Ancak bu dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmez; mirasçıların oybirliğiyle yapacağı işlem veya mahkeme kararı gerekir. Aksi halde, terekeye dahil taşınmazlar, bankadaki para ve diğer malvarlığı unsurları üzerindeki elbirliği mülkiyeti devam eder.

Nitekim Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 2021/5336 E., 2021/1978 K. sayılı kararında, miras ortaklığı devam ettiği sürece bankadaki para üzerindeki elbirliği mülkiyetinin süreceği; tüm mirasçıların birlikte başvurusu veya elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesine ilişkin bir dava bulunmadıkça ortaklığın sona ermiş sayılamayacağı belirtilmiş ve terekenin tasfiyesine yol açacak şekilde verilen tavzih kararı bozulmuştur. Benzer şekilde Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2016/3521 E. sayılı kararında da, elbirliği mülkiyetine tabi malvarlığı üzerinde tasarruf işlemlerinin geçerli olabilmesi için tüm mirasçıların katılımının zorunlu olduğu vurgulanarak, tasfiye gerçekleşmedikçe bireysel tasarrufların hukuki sonuç doğurmayacağı ifade edilmiştir.

Mirasçılar Arasında Miras Payına Hasren Açılan Dava

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 701 ila 703. maddelerinde düzenlenen elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları bulunmayıp, mülkiyet bir bütün olarak ortaklığa aittir; ortaklardan her birinin eşya üzerinde doğrudan ve bağımsız bir pay hakkı yoktur. Ortaklık tasfiye edilinceye kadar ayrı bir mal veya hak sahipliği söz konusu değildir ve bu nedenle ortaklar paydaş değil “ortak” sıfatını taşır. Bu mülkiyet türünde kural olarak zorunlu dava arkadaşlığı geçerlidir ve tasfiye talebi dışındaki işlemlerde oybirliği gerekir. Buna karşılık TMK m. 688 ve devamında düzenlenen paylı mülkiyette ise her paydaşın belirlenmiş bir payı vardır; pay devredilebilir, rehnedilebilir ve haczedilebilir.

Bir mirasçının mirasçı olmayan üçüncü kişilere karşı miras payı oranında açtığı davalarda TMK m. 640 hükmü uyarınca tereke temsilcisi ve elbirliği ilkeleri gündeme gelebilirse de, mirasçılar arasında paya hasren açılan davalarda durum farklıdır. Mirasçılar arasındaki uyuşmazlıklarda, talep miras payı ile sınırlı ise elbirliği hükümleri değil, paylı mülkiyet hükümleri uygulanır. Bu nedenle hasren dava, mirasçının kendi payı oranında hakkını korumaya yönelik olup, diğer mirasçıların paylarını doğrudan etkilemez; dava konusu talep, payın tespiti, değerin belirlenmesi veya pay oranında alacak ya da tazminat istemine ilişkin olabilir.

Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2020/7350 E., 2020/7371 K. sayılı kararında; mirasçılar arasında, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı ve miras payına hasren açılan davada, uyuşmazlığın çözümünde TMK m. 688 ve devamındaki paylı mülkiyet hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtilmiş; elbirliği mülkiyetine ilişkin kurallar esas alınarak davanın reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu vurgulanarak karar bozulmuştur. Bu yaklaşım, mirasçılar arasındaki paya dayalı taleplerde zorunlu dava arkadaşlığı değil, paylı mülkiyet rejiminin esas alınacağını açıkça ortaya koymaktadır.

Saygılarımızla,

Atabay Hukuk Bürosu