• Hakkımızda
  • Sektörler
  • Çalışma Alanları
    Atabay Hukuk Bürosu
    Çalışma Alanlarımız
  • Ekibimiz

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu ve Cezası

Cumhurbaşkanına hakaret suçu, Türk ceza hukukunda devletin en üst makamını temsil eden Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını korumaya yönelik özel bir düzenleme olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.299 kapsamında hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme, genel hakaret suçundan ayrışarak, korunan hukuki değerin niteliği ve kamu düzeniyle olan yakın ilişkisi sebebiyle özel bir norm niteliği taşımaktadır. Kanun koyucu, Cumhurbaşkanının temsil ettiği makamın anayasal konumu ve devletin birliğini temsil etme işlevi nedeniyle daha ağır bir yaptırım öngörmüştür. Bu çerçevede suçun maddi ve manevi unsurlarının değerlendirilmesi, genel hakaret hükümlerine kıyasen daha dar ve dikkatli bir yorum gerektirir. Uygulamada soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin farklı bir usule tabi olması da bu suç tipini özgün kılmaktadır.

Cumhurbaşkanına hakaret suçunun düzenleniş biçimi, anayasal sistem içerisinde yürütme organının başını oluşturan makamın itibarını koruma amacını taşırken, aynı zamanda demokratik toplum düzeninde eleştiri hakkı ile hakaret arasındaki sınırın hassasiyetle belirlenmesini zorunlu kılar. Özellikle siyasal eleştiri, ağır eleştiri ve değer yargılarının hangi noktada suç teşkil edeceği uygulamada yoğun tartışmalara konu olmaktadır. Bu nedenle, her somut olayda sözün bağlamı, söylendiği ortam, muhatabın konumu ve kullanılan ifadelerin niteliği birlikte değerlendirilmelidir.

Bu suç tipi bakımından yaptırımın niteliği, soruşturma usulü ve uygulanabilecek alternatif kurumlar da ayrı bir önem taşımaktadır. TCK m.299/1 uyarınca öngörülen hapis cezası, genel hakaret suçuna kıyasla daha yüksek alt ve üst sınırlara sahiptir. Bununla birlikte aleniyet halinde cezanın artırılması, kovuşturma izni şartı ve uzlaşma kapsamı dışında bırakılması gibi özellikler, sürecin teknik olarak dikkatle yönetilmesini gerektirir. Uygulamada soruşturma aşamasında alınan ifadeler, dijital deliller ve sosyal medya paylaşımları çoğu zaman dosyanın esasını oluşturmaktadır.

Atabay Hukuk Bürosu - Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu ve Cezası

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu Nedir?

Cumhurbaşkanına hakaret suçu, failin Cumhurbaşkanının kişisel onur, şeref ve saygınlığını rencide edici somut fiil veya olgu isnadı ya da sövme niteliğinde ifadeler kullanması suretiyle işlenen bir suçtur. Bu suç tipi, genel hakaret suçunu düzenleyen TCK m.125 hükmünden ayrılarak özel olarak TCK m.299 kapsamında düzenlenmiştir. Korunan hukuki değer yalnızca bireysel itibar değil, aynı zamanda devletin başını temsil eden makamın saygınlığıdır. Yargıtay ise kararlarında korunan hukuki değer Cumhurbaşkanının bireysel olarak kişiliğinden veya görevlerinden ziyade makamın şeref varlığı olduğunu ifade etmektedir. Bu nedenle suçun unsurları değerlendirilirken, söz konusu beyanın doğrudan Cumhurbaşkanına yönelip yönelmediği, ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı ve hakaret niteliği taşıyıp taşımadığı ayrıntılı biçimde incelenmelidir. Özellikle siyasal tartışmalar çerçevesinde sarf edilen sözlerde eleştiri hakkı ile kişilik haklarına saldırı arasındaki sınırın doğru çizilmesi büyük önem taşır. Aksi halde, demokratik toplum düzeninin temel unsurlarından biri olan düşünce açıklama özgürlüğü zedelenebilir.

Bu suçun oluşabilmesi için mağdurun görevde bulunan Cumhurbaşkanı olması gerekmektedir. Görev süresi sona ermiş bir Cumhurbaşkanına yönelik ifadeler bakımından TCK m.299 uygulanmaz; bu durumda genel hakaret hükümleri gündeme gelir. Bu yönüyle suçun mağduru belirli ve özel bir kişidir. Ancak suçun işlenebilmesi için mağdurun ismen belirtilmesi zorunlu değildir; kullanılan ifadelerin mevcut Cumhurbaşkanına yöneldiğinin tereddüde yer bırakmayacak şekilde anlaşılması yeterlidir. Uygulamada bu husus “matufiyet” olarak adlandırılmakta ve özellikle sosyal medya paylaşımlarında sıklıkla tartışılmaktadır. Hukuki değerlendirmede, ifadelerin hangi bağlamda ve hangi olay üzerine sarf edildiği dikkate alınmadan yapılacak yüzeysel bir inceleme sağlıklı sonuç doğurmayacaktır.

Cumhurbaşkanına hakaret suçunun tanımında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, suçun yalnızca ağır ve rahatsız edici ifadeleri değil, objektif olarak onur kırıcı nitelikteki söz ve fiilleri kapsamasıdır. Yargı uygulamasında kaba söz ile hakaret arasındaki ayrım önem taşır. Her nezaketsiz veya sert ifade hakaret olarak kabul edilmemektedir.

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunun Unsurları

Cumhurbaşkanına hakaret suçunun oluşabilmesi için öncelikle tipiklik unsurunun gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu kapsamda failin, görevde bulunan Cumhurbaşkanına yönelik olarak onur, şeref ve saygınlığı rencide edici nitelikte bir fiil işlemesi şarttır. Bu fiil, somut bir olgu isnadı şeklinde olabileceği gibi sövme biçiminde de ortaya çıkabilir. TCK m.299 hükmü, genel hakaret suçuna paralel olarak hem isnat hem de sövme fiillerini kapsar. Ancak burada önemli olan, isnadın veya sözün objektif olarak aşağılayıcı nitelik taşımasıdır. Hukuki değerlendirme yapılırken sözün bağlamı, hedef kitlesi, söylendiği ortam ve kamuoyundaki algısı birlikte ele alınmalıdır. Salt siyasi eleştiri veya ağır eleştiri, tek başına suçun oluştuğu anlamına gelmez.

Maddi unsurun yanında manevi unsur da suçun oluşumu açısından zorunludur. Cumhurbaşkanına hakaret suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Failin sözlerinin Cumhurbaşkanına yöneldiğini bilmesi ve onur kırıcı nitelik taşıdığını öngörmesi gerekir. Olası kastın yeterli olup olmadığı hususu öğretide tartışmalı olmakla birlikte, uygulamada çoğunlukla doğrudan kastın varlığı aranır. Failin eleştiri amacıyla hareket ettiğini ileri sürmesi, her durumda kastı ortadan kaldırmaz; ancak sözlerin bütünlüğü içinde değerlendirildiğinde hakaret kastının bulunmadığı sonucuna varılabilir. Savunma stratejisinde bu ayrım büyük önem taşımaktadır. Özellikle sosyal medya paylaşımlarında, paylaşımın içeriği kadar paylaşımın yapıldığı tarih ve bağlam da kastın tespitinde dikkate alınır.

Suçun hukuka aykırılık unsuru bakımından ise ifade özgürlüğü önemli bir rol oynamaktadır. Anayasa m.26 kapsamında güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, sınırsız değildir; ancak demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun biçimde yorumlanmalıdır. Cumhurbaşkanına yönelik eleştiriler, siyasal tartışma çerçevesinde daha geniş bir koruma alanına sahiptir. Bu nedenle her somut olayda, söz konusu beyanın kamu yararına ilişkin bir tartışma kapsamında kalıp kalmadığı değerlendirilmelidir.

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunun Cezası

Cumhurbaşkanına hakaret suçunda uygulanacak yaptırım, Türk Ceza Kanunu m.299/1 hükmünde açıkça düzenlenmiştir. Buna göre, Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi hakkında bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu ceza aralığı, genel hakaret suçuna kıyasla daha ağırdır ve kanun koyucunun bu suç tipine verdiği önemi yansıtır. Hâkim, somut olayın özelliklerine göre alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkını kullanırken, failin kast yoğunluğu, sözlerin ağırlığı, suçun işleniş biçimi ve mağdur üzerindeki etkisini dikkate alır. Ceza tayininde ölçülülük ilkesi gözetilmeli, soyut ve genelleyici değerlendirmelerden kaçınılmalıdır. Uygulamada özellikle sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar bakımından, paylaşımların niteliği ve erişim kapasitesi cezanın belirlenmesinde etkili olabilmektedir.

Kanun koyucu, suçun alenen işlenmesi hâlinde cezanın artırılacağını TCK m.299/2 hükmü ile düzenlemiştir. Buna göre, suçun alenen işlenmesi durumunda verilecek ceza altıda bir oranında artırılır. Aleniyet, fiilin belirsiz sayıda kişi tarafından görülebilir veya duyulabilir bir ortamda gerçekleştirilmesini ifade eder. Özellikle internet ortamında yapılan paylaşımlar çoğu zaman aleniyet unsurunu karşılar nitelikte kabul edilmektedir. Ancak her paylaşımın otomatik olarak aleni sayılması doğru değildir; hesabın gizlilik ayarları, takipçi sayısı ve paylaşımın yayılma biçimi dikkate alınmalıdır. Ceza artırımı söz konusu olduğunda, savunma makamının aleniyet unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğini teknik ve hukuki yönleriyle irdelemesi gerekmektedir.

Öte yandan, Cumhurbaşkanına hakaret suçunda soruşturma yapılabilmesi Adalet Bakanının iznine tabidir. TCK m.299/3 hükmü uyarınca, kovuşturma izni alınmadan dava açılamaz. Bu usuli şart, suçun niteliği gereği özel bir güvence mekanizması olarak öngörülmüştür. Kovuşturma izninin bulunmaması halinde açılan davanın usulden reddi gerekir. Bu yönüyle, savunma stratejisinde yalnızca maddi unsurlar değil, usuli koşullar da titizlikle incelenmelidir.

Cumhurbaşkanına Gıyapta Hakaret Suçunun Şartları

Hakaret suçunun gıyapta işlenmesi, mağdurun bulunmadığı bir ortamda onun hakkında onur kırıcı sözler söylenmesi şeklinde ortaya çıkar. Genel hakaret suçunda olduğu gibi, Cumhurbaşkanına hakaret suçunda da gıyapta işlenme mümkündür. Ancak bu durumda belirli şartların gerçekleşmesi gerekir. TCK m.125/1 hükmünde genel hakaret suçu bakımından gıyapta hakaretin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi şartı öngörülmüştür. Öğretide ve uygulamada, bu şartın TCK m.299 bakımından da kıyasen uygulanacağı kabul edilmektedir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanının bulunmadığı bir ortamda yapılan açıklamanın suç teşkil edebilmesi için, sözlerin en az üç kişi tarafından öğrenilebilir nitelikte olması gerekir.

Gıyapta hakaretin varlığı değerlendirilirken, sözlerin doğrudan Cumhurbaşkanına yönelip yönelmediği ve matufiyet unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca incelenir. İfadelerin muğlak, genel veya soyut olması halinde suçun unsurları oluşmayabilir. Özellikle siyasal tartışmalar sırasında yapılan genelleyici ifadelerin belirli bir kişiye yönelip yönelmediği dikkatle analiz edilmelidir. Savunma stratejisinde, sözlerin bağlamı ve hitap şekli ayrıntılı biçimde ortaya konulmalıdır. Üç kişiyle ihtilat şartının gerçekleşmediği durumlarda ise suçun maddi unsuru oluşmayacaktır. Bu husus, yargılama sürecinde sıklıkla tartışma konusu olmaktadır.

Suçun Kovuşturulması ve Kovuşturma İzni Alınması

Cumhurbaşkanına hakaret suçu bakımından soruşturma ve kovuşturma süreci, genel hakaret suçundan farklı bir usule tabidir. TCK m.299/3 hükmü uyarınca bu suçtan dolayı kovuşturma yapılabilmesi, Adalet Bakanının iznine bağlıdır. Bu düzenleme, suçun niteliği gereği özel bir filtre mekanizması öngörmekte ve her ihbar veya şikâyetin doğrudan kamu davasına dönüşmesini engellemeyi amaçlamaktadır. Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcılığı delil toplama işlemlerini gerçekleştirebilmekle birlikte, kamu davası açılabilmesi için Bakanlık izninin alınması zorunludur. İzin şartı, dava şartı niteliğinde olup, yokluğu halinde mahkemece davanın düşmesine karar verilmesi gerekir.

Şikayet Süresi, Dava Zamanaşımı, Uzlaşma

Cumhurbaşkanına hakaret suçu, genel hakaret suçundan farklı olarak şikâyete bağlı bir suç değildir. TCK m.299 kapsamında düzenlenen bu suç, re’sen soruşturulan suçlar arasında yer almaktadır. Dolayısıyla mağdurun ayrıca şikâyetçi olması aranmaz; savcılık ihbar veya başka bir suretle fiilden haberdar olduğunda soruşturma başlatabilir. Ancak kovuşturma için Adalet Bakanı izni şartı bulunduğundan, süreç iki aşamalı bir filtreye tabidir. Bu yönüyle şikâyet süresine ilişkin hükümler doğrudan uygulanmaz. Bununla birlikte, dosyanın içeriğine göre genel hakaret suçu ile birlikte değerlendirme yapılması halinde şikâyet koşulu ayrıca incelenebilir.

Dava zamanaşımı bakımından, Cumhurbaşkanına hakaret suçu için öngörülen cezanın üst sınırı dikkate alınır. TCK m.66/1-e hükmü uyarınca, beş yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Bu nedenle Cumhurbaşkanına hakaret suçunda da sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. Zamanaşımı süresinin başlangıcı, suçun işlendiği tarihtir. İnternet ortamında yapılan paylaşımlar bakımından ise suçun tamamlandığı an ve devam eden suç niteliği taşıyıp taşımadığı hususu ayrıca değerlendirilir. Zamanaşımı, kamu düzenine ilişkin bir kurum olup mahkemece re’sen dikkate alınmalıdır. Savunma makamı, zamanaşımı sürelerinin doğru hesaplanıp hesaplanmadığını her aşamada denetlemelidir.

Uzlaşma kurumu bakımından ise Cumhurbaşkanına hakaret suçu, uzlaşma kapsamında yer almamaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu m.253 uyarınca uzlaşma kapsamındaki suçlar sınırlı sayıda düzenlenmiştir ve TCK m.299 bu kapsamda değildir. Dolayısıyla tarafların uzlaşması suretiyle soruşturma veya kovuşturmanın sona erdirilmesi mümkün değildir. Bu durum, suçun kamusal niteliği ve temsil ettiği makamın özelliği ile bağlantılıdır. Ancak yargılama sürecinde sanığın pişmanlık göstermesi, özür dilemesi veya zararın giderilmesi gibi hususlar ceza tayininde indirim nedeni olarak değerlendirilebilir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Adli Para Cezası ve Cezanın Ertelenmesi

Cumhurbaşkanına hakaret suçu bakımından mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, belirli şartların varlığı durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) gündeme gelebilir. Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 uyarınca, sanığa verilen cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis cezası olması ve diğer şartların gerçekleşmesi halinde HAGB kararı verilebilir. TCK m.299 kapsamında alt sınır bir yıl olduğundan, somut olayda verilecek cezanın iki yılın altında kalması mümkündür. Bu durumda sanığın sabıkasız olması, yeniden suç işlemeyeceği kanaatinin oluşması gibi kriterler değerlendirilir. HAGB kararı verilmesi halinde, belirli bir denetim süresi sonunda hüküm ortadan kalkar ve sanık hakkında mahkûmiyet sonucu doğmaz.

Mahkeme, hapis cezasını adli para cezasına çevirme konusunda da takdir yetkisine sahiptir. TCK m.50 uyarınca kısa süreli hapis cezaları adli para cezasına çevrilebilir. Ancak bu değerlendirme, cezanın süresine ve suçun işleniş biçimine göre yapılır. Cumhurbaşkanına hakaret suçunda, özellikle aleniyet unsuru bulunan ve ağır ifadeler içeren dosyalarda mahkemeler çoğu zaman hapis cezası yönünde hüküm kurmaktadır. Bununla birlikte her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

Cezanın ertelenmesi kurumu da Cumhurbaşkanına hakaret suçunda uygulanabilecek seçenekler arasındadır. TCK m.51 uyarınca iki yıl veya daha az süreli hapis cezalarının ertelenmesi mümkündür. Erteleme kararı verilmesi halinde sanık belirli bir denetim süresine tabi tutulur. Bu süre içinde kasıtlı bir suç işlenmemesi halinde ceza infaz edilmiş sayılır. Uygulamada, özellikle ilk kez suç işleyen kişiler bakımından erteleme kurumu sıklıkla gündeme gelmektedir.

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu (TCK 299) Yargıtay Kararları

Cumhurbaşkanına hakaret suçuna ilişkin içtihatlar, uygulamanın şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Yargıtay, TCK m.299 kapsamında yaptığı değerlendirmelerde, ifade özgürlüğü ile kişilik haklarının korunması arasındaki dengeyi gözeten bir yaklaşım geliştirmeye çalışmaktadır. Özellikle siyasal eleştiri niteliği taşıyan ifadeler ile doğrudan aşağılayıcı sözler arasındaki ayrım, birçok kararda vurgulanmıştır. Yargıtay’ın kararları incelendiğinde, somut olayın bağlamına verilen önemin arttığı görülmektedir. Bu durum, savunma stratejisinin de içtihatlar ışığında şekillendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Yargıtay kararlarında aleniyet, matufiyet ve kast unsurları ayrı ayrı ele alınmaktadır. Özellikle sosyal medya paylaşımlarında, sözlerin doğrudan Cumhurbaşkanına yönelip yönelmediği hususu ayrıntılı biçimde incelenmektedir. Matufiyetin bulunmadığı durumlarda beraat kararları verildiği görülmektedir. Aynı şekilde, ağır eleştiri kapsamında değerlendirilen bazı ifadeler bakımından da mahkûmiyet kararlarının bozulduğu örnekler mevcuttur. Bu içtihatlar, ifade özgürlüğünün sınırlarının somut olay temelinde belirlendiğini göstermektedir.

“Yalancı, Diktatör” Sözü Her Zaman Hakaret Sayılmaz

Hakaret suçunun koruduğu hukuki değer, bireyin onur, şeref ve saygınlığıdır. Bu nedenle bir sözün hakaret sayılabilmesi için, objektif olarak kişinin toplum içindeki itibarını zedeleyici nitelikte olması ve kişiyi küçük düşürmeye yönelik kullanılması gerekir. Ceza hukukunda her rahatsız edici veya sert sözün hakaret olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Özellikle siyasal tartışmalar bağlamında kullanılan ifadelerin değerlendirilmesinde ifade özgürlüğü ile kişilik haklarının korunması arasında hassas bir denge kurulması gerekir.

Yargıtay içtihatlarında, siyasetçilere yönelik eleştiri sınırının daha geniş olduğu sürekli vurgulanmaktadır. Demokratik toplum düzeninde siyasal aktörler, kamuoyunun yoğun eleştirisine maruz kalabilir ve bu eleştirilerin bir kısmı sert veya rahatsız edici olabilir. Ancak bu tür sözlerin hakaret suçunu oluşturabilmesi için, sözlerin somut bir fiil isnadı veya açık bir sövme niteliği taşıması gerekir. Değer yargısı niteliğindeki ifadeler ile doğrudan aşağılayıcı ve onur kırıcı sözler arasında hukuki ayrım yapılmaktadır.

Nitekim Yargıtay, bir gazetede yayımlanan yazıda Cumhurbaşkanı hakkında kullanılan “Diktatör” ve “Yalancı ” ifadelerinin siyasal eleştiri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Söz konusu ifadelerin kaba ve sert eleştiri niteliğinde olduğu, ancak mağdurun onur ve saygınlığını rencide edici boyuta ulaşmadığı belirtilmiştir. Bu nedenle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmiştir. Bu doğrultuda mahkûmiyet kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur (Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 2017/9587 K.).

Atabay Hukuk Bürosu - Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu ve Cezası

Cumhurbaşkanına “Hırsız, Katil, Yezit” Demek Suç mudur?

“Hırsız” veya “katil” gibi ifadeler, içerdikleri anlam itibarıyla somut suç isnadı niteliği taşıyabilecek sözlerdir. Bu tür ifadeler yalnızca ağır eleştiri olarak değerlendirilmeyebilir; aynı zamanda hakaret veya belirli şartlarda iftira suçunu da gündeme getirebilir. Bu nedenle TCK m.299 kapsamında yapılacak değerlendirmede, sözlerin somut bir suç isnadı içerip içermediği ve hangi bağlamda söylendiği önem taşır.

Yargıtay kararlarında, Cumhurbaşkanına doğrudan “katil”, “yezit”, “teröristleri besleyen” gibi ifadeler yöneltilmesinin aşağılayıcı ve küçük düşürücü nitelikte olduğu kabul edilmektedir. Bu tür sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği ve hakaret suçunun unsurlarını oluşturduğu belirtilmiştir. Bu nedenle beraat kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuş ve mahkûmiyet gerektiği ifade edilmiştir (Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2017/4807 K.).

Benzer şekilde Yargıtay, Cumhurbaşkanına yönelik “hırsız, katil” şeklindeki sözlerin incitici ve küçük düşürücü nitelikte olduğunu, toplum içindeki saygınlığını zedeleyebilecek mahiyette bulunduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle sözlerin hakaret vasfı taşıdığı ve beraat kararının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir (Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2016/3618 K.).

“Paraları Çalmışlardır” Sözü Cumhurbaşkanına Hakaret Suçundan Beraat

Ceza hukukunda hakaret suçunun oluşabilmesi için sözlerin doğrudan mağdura yönelmiş olması (matufiyet) gerekir. Eğer kullanılan ifadeler doğrudan belirli bir kişiye yönelmemiş veya genel bir siyasal eleştiri niteliği taşıyorsa suçun maddi unsuru oluşmayabilir.

Bu bağlamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne gelen bir olayda sanık, yazdığı dilekçede “Hazineye ait paraları baba oğul çalmışlardır” şeklinde ifadeler kullanmıştır. İlk bakışta bu sözler somut suç isnadı içeriyor gibi görünse de, yüksek mahkeme değerlendirmesinde sözlerin siyasal eleştiri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Ceza Genel Kurulu kararında özellikle şu hususlar vurgulanmıştır:

  • Siyasetçiler ve kamu gücü kullanan kişiler daha geniş eleştiri sınırlarına katlanmak zorundadır.
  • Siyasal tartışmalar kapsamında kullanılan bazı sert ifadeler, doğrudan hakaret sayılmayabilir.
  • İfade özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin zorunlu toplumsal ihtiyaç ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

Bu nedenle sanığın sözlerinin ağır eleştiri niteliğinde olduğu, ancak mağdurun onur ve saygınlığını rencide edici boyuta ulaşmadığı kabul edilerek hakaret suçunun oluşmadığı sonucuna varılmıştır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2018/63 E., 2022/543 K.).

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunda Aleniyet Unsuru

TCK m.299/2 uyarınca Cumhurbaşkanına hakaret suçunun alenen işlenmesi, cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli bir haldir. Aleniyetin gerçekleşebilmesi için sözlerin belirsiz sayıda kişi tarafından görülebilir, duyulabilir veya algılanabilir olması gerekir. Dolayısıyla hakaretin yalnızca birkaç kişinin bulunduğu kapalı bir ortamda yapılması her zaman aleniyet sayılmaz.

Yargıtay içtihatlarında aleniyetin varlığı titizlikle incelenmektedir. Örneğin bir olayda hakaret içerdiği iddia edilen sözlerin baro odasında söylendiği anlaşılmıştır. Bu ortamın sınırlı sayıda kişiye açık olması nedeniyle aleniyet unsurunun oluşmadığı kabul edilmiştir. Buna rağmen mahkeme tarafından aleniyet nedeniyle ceza artırımı yapılması hukuka aykırı bulunmuştur (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 2014/8838 K.).

Zincirleme Şekilde Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

TCK m.43 kapsamında düzenlenen zincirleme suç hükümleri, aynı suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı suçun birden fazla işlenmesi halinde uygulanmaktadır. Cumhurbaşkanına hakaret suçunda da failin farklı zamanlarda benzer hakaret içerikli sözler söylemesi halinde zincirleme suç hükümleri gündeme gelebilir.

Yargıtay uygulamasında, sanığın önce olay yerinde, daha sonra polis aracında ve ardından karakolda Cumhurbaşkanına yönelik hakaret içerikli sözler söylediği bir olayda, bu fiillerin aynı suç işleme kararı kapsamında gerçekleştiği kabul edilmiştir. Bu nedenle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2017/4463 K.).

Buna karşılık bazı durumlarda zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı da kabul edilmektedir. Örneğin sanığın aynı gün içinde kısa zaman aralıklarıyla attığı tweetler bakımından Yargıtay, bu paylaşımların tek bir fiil kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması hukuka aykırı bulunmuştur (Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2016/3475 K.).

Facebook Üzerinden Cumhurbaşkanına Hakaret

Sosyal medya paylaşımları, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun uygulamada en sık karşılaşılan şekillerinden biridir. Özellikle Facebook gibi herkese açık platformlarda yapılan paylaşımlar, hem matufiyet hem de aleniyet unsurları bakımından değerlendirilir.

Yargıtay, sanığın Facebook hesabında Cumhurbaşkanı hakkında “onbir yıldır hep çaldım yine çalarım”, “rüşvetimi alır yaşarım”, “evde milyar dolarları sıfırlayacak bir oğlum var” gibi ifadeler içeren paylaşımlar yaptığını tespit etmiştir. Bu sözlerin Cumhurbaşkanını küçük düşürücü ve aşağılayıcı nitelikte olduğu kabul edilerek hakaret suçunun oluştuğu sonucuna ulaşılmıştır (Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2017/953 K.).

Bu tür davalarda dijital delillerin doğru şekilde incelenmesi önem taşımaktadır. Paylaşımın gerçekten sanığa ait olup olmadığı, hesabın başkaları tarafından kullanılıp kullanılmadığı ve içerik üzerinde değişiklik yapılıp yapılmadığı hususları araştırılmalıdır.

Kovuşturma İzni Alınmayan Konudan Yargılama Yapılamaz

Cumhurbaşkanına hakaret suçunda Adalet Bakanı izni, dava şartıdır. TCK m.299/3 uyarınca bu izin alınmadan kamu davası açılamaz. Ayrıca verilen izin yalnızca izin yazısında belirtilen fiil ile sınırlıdır.

Yargıtay bir kararında, kovuşturma izni verilen sözler dışında kalan başka paylaşımlar da zincirleme suç kapsamında değerlendirilerek ceza artırımı yapılmasını hukuka aykırı bulmuştur. İzin alınmayan sözler bakımından yargılama yapılamayacağı vurgulanmıştır (Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2016/3847 K.).

Gazetecilik Faaliyeti ve Cumhurbaşkanına Hakaret

Basın ve yayın yoluyla yapılan açıklamalar bakımından ifade özgürlüğü daha geniş bir koruma alanına sahiptir. Ancak bu özgürlük sınırsız değildir. Haber verme hakkının hukuka uygun sayılabilmesi için haber gerçek olmalı, güncel olmalı ve kamu yararı bulunmalıdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bir gazetecinin yazısında Cumhurbaşkanı hakkında kullandığı “kına yaksın otursun” ve “toplumsal barışı dinamitleyen uygulamalara öncülük ediyor” ifadelerinin zorunlu eleştiri sınırlarını aştığını değerlendirmiştir. Bu sözlerin Cumhurbaşkanını küçük düşürücü nitelikte olduğu kabul edilerek hakaret suçunun oluştuğu sonucuna varılmıştır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2009/253 K.).

Emekli Cumhurbaşkanına Hakaret Halinde TCK 299 Uygulanamaz

TCK m.299 yalnızca görevde bulunan Cumhurbaşkanını koruyan özel bir düzenlemedir. Görev süresi sona ermiş bir Cumhurbaşkanına yönelik sözler bakımından bu madde uygulanamaz.

Yargıtay bir kararında, olay tarihinde Cumhurbaşkanlığı görevi sona ermiş olan kişiye yönelik hakaret içeren sözler nedeniyle TCK m.299 uygulanamayacağını belirtmiştir. Bu durumda eylemin TCK m.125 kapsamında genel hakaret suçu olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir (Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 2017/987 K.).

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunda Matufiyet

Hakaret suçunun oluşabilmesi için sözlerin doğrudan mağdura yönelmiş olması gerekir. Bu unsur ceza hukukunda “matufiyet” olarak ifade edilmektedir. Eğer kullanılan sözlerin Cumhurbaşkanına yönelik olduğu açık biçimde anlaşılmıyorsa suçun maddi unsuru oluşmaz.

Yargıtay bir kararında, sanığın Facebook paylaşımında Cumhurbaşkanını hedef almadığı ve sözlerin doğrudan ona yönelmediği sonucuna varmıştır. Bu nedenle hakaret suçunun oluşmadığı, ancak olayın başka bir suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2017/4964 K.).

Cumhurbaşkanına Beddua Etmek Suç Değildir

Hakaret suçunun oluşabilmesi için sözlerin doğrudan aşağılayıcı ve onur kırıcı nitelikte olması gerekir. Beddua niteliğindeki sözler her zaman hakaret sayılmayabilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Cumhurbaşkanına hitaben “Allah belanızı versin, Allah yerin dibine soksun sizi” şeklindeki sözlerin beddua niteliğinde olduğunu değerlendirmiştir. Bu sözlerin kaba ve nezaket dışı olmakla birlikte, mağdurun onur ve saygınlığını rencide edici boyuta ulaşmadığı belirtilmiştir. Bu nedenle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2017/1154 E., 2022/247 K.).

Cumhurbaşkanının Eleştirilmesi Hakaret Sayılamaz

Demokratik toplum düzeninde siyasal makamların eleştirilmesi, ifade özgürlüğünün doğal bir sonucudur. Kamu gücünü kullanan kişilere yönelik eleştiriler, çoğu zaman sert ve rahatsız edici olabilir. Ancak bu durum tek başına hakaret suçunun oluştuğu anlamına gelmez.

Yargıtay, Cumhurbaşkanına yönelik bazı sosyal medya paylaşımlarının kaba ve nezaket dışı olmakla birlikte ağır eleştiri niteliğinde olduğunu ve hakaret suçunun unsurlarını oluşturmadığını kabul etmiştir. Bu nedenle kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmiştir (Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2023/2186 E., 2023/19046 K.).

Bu içtihatlar, ifade özgürlüğü ile kişilik haklarının korunması arasında kurulması gereken dengeyi göstermektedir. Siyasal tartışmalar bağlamında kullanılan sert ifadelerin tamamı suç sayılmaz; ancak somut suç isnadı veya doğrudan sövme içeren ifadeler ceza sorumluluğunu doğurabilir. Bu nedenle her somut olayın kendi bağlamı içinde değerlendirilmesi zorunludur.

Saygılarımızla,

Atabay Hukuk Bürosu