• Hakkımızda
  • Sektörler
  • Çalışma Alanları
    Atabay Hukuk Bürosu
    Çalışma Alanlarımız
  • Ekibimiz

Boşanmada Mal Paylaşımı Nedir? Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Boşanmada mal paylaşımı, evlilik birliği sona erdiğinde eşler arasında geçerli olan mal rejiminin tasfiyesi suretiyle, evlilik süresince edinilen malların ve bunlara ilişkin alacak haklarının kanuna uygun şekilde paylaştırılmasıdır. Türk hukukunda kural olarak 01.01.2002 tarihinden sonra yapılan evliliklerde yasal mal rejimi “edinilmiş mallara katılma rejimi” olup, bu rejim Türk Medeni Kanunu’nun 202 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, her eş kendi kişisel mallarını muhafaza ederken, evlilik süresince edinilmiş mallar üzerinde diğer eşin katılma alacağı hakkı doğar. Mal paylaşımı, mülkiyetin aynen bölünmesi şeklinde değil, çoğu zaman parasal denkleştirme yoluyla gerçekleştirilir.

Mal paylaşımı süreci, boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte ayrı bir tasfiye davası açılması veya anlaşmalı boşanma halinde tarafların protokol ile bu hususu düzenlemesi suretiyle yürütülür. TMK m.225 uyarınca mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer; ancak tasfiye işlemleri bu tarihten sonra, mahkeme kararıyla yapılır.

Uygulamada mal paylaşımı, çoğunlukla Aile Mahkemesi nezdinde açılan “mal rejiminin tasfiyesi davası” ile yapılmakta; taşınmazlar için tapu kayıtları, banka hesapları, şirket hisseleri, araçlar ve diğer malvarlığı unsurları bilirkişi marifetiyle tespit edilerek tasfiye tarihine en yakın rayiç değer esas alınmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, tasfiye hesabında esas alınacak değer, karar tarihine en yakın piyasa değeri olup, malın edinilme tarihi değil, tasfiye anındaki ekonomik karşılığı dikkate alınır. Böylece mal paylaşımı, eşler arasında hakkaniyete ve kanuni düzenlemelere uygun bir denge kurmayı amaçlar.

Atabay Hukuk Bürosu - Boşanmada Mal Paylaşımı Nedir Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır

Boşanmada Mal Rejiminin Tasfiyesi Nedir?

Mal rejiminin tasfiyesi, evlilik süresince eşler arasında geçerli olan mal rejiminin sona ermesi üzerine, her eşin malvarlığı üzerindeki hak ve alacaklarının belirlenmesi ve karşılıklı denkleştirilmesi işlemidir. TMK m.225, 226 ve devamı maddeleri uyarınca, boşanma, evliliğin iptali veya ölüm halinde mal rejimi sona erer ve tasfiye süreci başlar. Tasfiye, yalnızca malların paylaşımını değil, aynı zamanda eşlerin birbirlerinden olan katkı payı alacağı, değer artış payı alacağı ve katılma alacağı gibi taleplerinin de hesaplanmasını kapsar.

Tasfiye aşamasında öncelikle her eşin kişisel malları ile edinilmiş malları ayrıştırılır. TMK m.219 edinilmiş malları, TMK m.220 ise kişisel malları tanımlamaktadır. Buna göre, çalışma karşılığı elde edilen gelirler, sosyal güvenlik ödemeleri, evlilik süresince edinilen taşınır ve taşınmazlar kural olarak edinilmiş mal sayılırken; miras, bağış, evlilik öncesi sahip olunan mallar ve manevi tazminat alacakları kişisel mal niteliğindedir. Kişisel mallar tasfiyeye konu edilmez; ancak bu mallara yapılan katkılar bakımından diğer eş lehine alacak hakkı doğabilir.

Mal rejiminin tasfiyesi, teknik ve hesaplamaya dayalı bir yargılama sürecidir. Mahkeme, her bir malvarlığı unsurunun hangi tarihte ve hangi kaynakla edinildiğini, borç durumunu, değerini ve tasfiye tarihindeki ekonomik karşılığını belirlemek zorundadır. Yargıtay uygulamasında, tasfiye hesabının denetime elverişli bilirkişi raporlarıyla yapılması, her kalemin ayrı ayrı gösterilmesi ve TMK m.231 ile 236 hükümlerine göre artık değerin doğru şekilde tespit edilmesi zorunlu kabul edilmektedir. Bu yönüyle tasfiye, boşanmanın fer’i niteliğinde değil, başlı başına teknik bir alacak davasıdır.

Eşler Arasında Mal Paylaşımı Hangi Usulle Yapılır?

Eşler arasında mal paylaşımı, ya anlaşma yoluyla ya da yargı kararıyla gerçekleştirilir. Anlaşmalı boşanmada taraflar, TMK m.166/3 kapsamında düzenledikleri protokolde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin hükümleri de kararlaştırabilirler. Bu durumda, hangi malın kime bırakılacağı, katılma alacağından feragat edilip edilmediği, ödeme şekli ve süresi açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde protokolde gösterilmelidir. Mahkeme, protokolü uygun bulup onayladığında, bu düzenleme ilam niteliği kazanır ve icra edilebilir hale gelir.

Çekişmeli boşanma davaları mal paylaşımı, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra açılan mal rejiminin tasfiyesi davası ile yapılır. Bu davada görevli mahkeme Aile Mahkemesi, yetkili mahkeme ise kural olarak davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Usul hukuku bakımından dava, bir alacak davası niteliğindedir; ancak içinde ayni haklara ilişkin talepler de bulunabileceğinden, taşınmazlar yönünden tapu kayıtlarının celbi, bankalardan hesap dökümlerinin istenmesi, şirket hisseleri için ticaret sicili kayıtlarının getirtilmesi gibi kapsamlı araştırmalar yapılır.

Yargısal tasfiye usulünde, mahkeme önce mal rejiminin türünü, sona erme tarihini ve tasfiyeye konu malları belirler; ardından her bir malın edinilmiş mal mı yoksa kişisel mal mı olduğunu tespit eder. Daha sonra borçlar düşülerek artık değer hesaplanır ve TMK m.236 gereğince diğer eş lehine artık değerin yarısı oranında katılma alacağına hükmedilir. Yargıtay’ın istikrarlı içtihatlarına göre, mal kaçırma amacıyla yapılan devirler TMK m.229 kapsamında eklenmiş değer olarak tasfiyeye dahil edilmekte ve eşin alacak hakkı korunmaktadır. Bu usul, mal paylaşımının şekli değil, maddi adaleti sağlayan temel yargılama mekanizmasını oluşturmaktadır.

Anlaşmalı Boşanmada Mal Rejiminin Tasfiyesi Nasıl Kararlaştırılır?

Anlaşmalı boşanmada mal rejiminin tasfiyesi, tarafların serbest iradeleriyle düzenledikleri ve mahkemece onaylanan protokol hükümlerine göre yapılır. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca, evlilik en az bir yıl sürmüşse ve eşler boşanmanın mali sonuçları üzerinde tam bir mutabakata varmışlarsa, mahkeme bu anlaşmayı uygun bularak boşanmaya karar verir. Bu kapsamda mal paylaşımına ilişkin hükümler, protokolün en önemli unsurlarından biridir. Protokolde, hangi malın kime ait olacağı, katılma alacağından feragat edilip edilmediği, varsa denkleştirme bedellerinin tutarı ve ödeme şekli açıkça belirtilmelidir.

Anlaşmalı boşanmada eşler, yasal mal rejiminin öngördüğü eşit paylaşım ilkesinden kısmen veya tamamen ayrılabilirler. Taraflar, bir eşin diğerinden katılma alacağı talep etmeyeceğini kabul edebilir veya belirli bir bedel karşılığında tüm malvarlığının bir eşte kalmasını kararlaştırabilir. Ancak bu feragat ve kabuller, açık, tereddütsüz ve bilinçli olmalıdır. Yargıtay uygulamasında, protokolde “mal rejimi tasfiyesi yapılmıştır” veya “taraflar birbirlerinden mal rejimine ilişkin herhangi bir hak ve alacak talep etmeyeceklerdir” şeklindeki hükümler, açık irade beyanı olarak kabul edilmekte ve sonradan dava açılmasını engelleyebilmektedir.

Mahkemenin görevi, protokolü sadece şeklen değil, taraf iradelerinin serbestçe oluşup oluşmadığı ve düzenlemenin kamu düzenine aykırı olup olmadığı yönünden de denetlemektir. Özellikle bir eşin açıkça ağır zarara uğratıldığı, iradesinin baskı altında oluştuğu veya malvarlığının gerçek durumu gizlenerek protokol imzalatıldığı hallerde, onaylanmış protokolün dahi iptali veya tasfiyeye konu edilmesi gündeme gelebilir. Bununla birlikte kural olarak, mahkemece onaylanan anlaşmalı boşanma protokolü, ilam niteliğinde olup, mal paylaşımına ilişkin hükümler kesin hüküm etkisi doğurur.

Aldatma (Zina) Sebebiyle Boşanmada Mal Rejimi Tasfiyesine Etkileri

Zina, boşanma sebebi olmakla birlikte, kural olarak mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin katılma alacağı oranını kendiliğinden değiştirmez. Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesi gereğince, edinilmiş mallara katılma rejiminde her eş, artık değerin yarısı üzerinde hak sahibidir. Kusur durumu, prensip olarak bu paylaşım oranını etkilemez. Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası, “ağır kusurlu eşin katılma alacağının hakkaniyet gereği azaltılabileceği veya kaldırılabileceği” yönünde mahkemeye takdir yetkisi tanımaktadır.

Zina fiilinin ispatlanması ve bu fiilin evlilik birliğinin sona ermesinde belirleyici derecede ağır kusur teşkil etmesi halinde, mahkeme, kusurlu eşin katılma alacağını tamamen ortadan kaldırabilir veya hakkaniyete uygun bir oranda azaltabilir. Yargıtay içtihatlarında, zina tek başına otomatik bir hak kaybı sebebi sayılmamakta; olayın ağırlığı, evlilik süresi, malvarlığının oluşumuna eşlerin katkıları ve somut olayın özellikleri birlikte değerlendirilmektedir. Bu nedenle her zina vakasında eşit paylaşımın kaldırılacağı söylenemez.

Bununla birlikte, zina eden eşin mal kaçırma amacıyla yaptığı devirler, bağışlar ve karşılıksız kazandırmalar, TMK m.229 kapsamında tasfiyeye eklenmiş değer sayılabilir. Örneğin, üçüncü kişiyle ilişki sırasında taşınmazın devredilmesi veya yüksek meblağlı bağışlar yapılması halinde, bu işlemler tasfiye hesabına dahil edilerek diğer eşin katılma alacağı korunur. Böylece zina, doğrudan oranı değiştirmese bile, tasfiye kapsamına alınacak değerlerin belirlenmesinde ve hakkaniyet değerlendirmesinde önemli bir rol oynar.

Atabay Hukuk Bürosu - Boşanmada Mal Paylaşımı Nedir Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır

Eşlerden Birinin Vefatı Durumunda Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Eşlerden birinin ölümü, mal rejiminin sona erme sebeplerinden biridir. TMK m.225 uyarınca, ölüm halinde mal rejimi kendiliğinden sona erer ve sağ kalan eş ile mirasçılar arasında mal rejiminin tasfiyesi yapılır. Bu tasfiye, miras paylaşımından önce gerçekleştirilir; çünkü sağ kalan eşin mal rejiminden kaynaklanan alacak hakları, terekenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Önce edinilmiş mallara katılma rejimi tasfiye edilir, ardından kalan miras, miras hukuku hükümlerine göre paylaştırılır.

Tasfiye sürecinde, ölen eşin edinilmiş malları ve borçları tespit edilir, artık değer hesaplanır ve sağ kalan eş lehine katılma alacağı belirlenir. Bu alacak, terekenin borcu niteliğindedir ve mirasçılar tarafından ödenir. Sağ kalan eş, katılma alacağını aldıktan sonra ayrıca mirasçı sıfatıyla da terekeye katılır. Böylece sağ kalan eş, hem mal rejiminden doğan alacak hakkına hem de TMK m.499 ve devamı uyarınca miras payına sahip olur.

Ölüm halinde tasfiyede de kişisel mallar tasfiye dışı kalır; ancak edinilmiş malların tespiti ve değerlemesi yine tasfiye tarihine en yakın rayiç değer üzerinden yapılır. Yargıtay uygulamasında, sağ kalan eşin katılma alacağı, miras payından bağımsız bir alacak olarak kabul edilmekte ve öncelikle hesaplanmaktadır. Bu yönüyle ölüm halinde mal paylaşımı, boşanma halindeki tasfiyeye benzer teknik kurallara tabi olmakla birlikte, sonuçları bakımından miras hukuku ile iç içe geçmiş özel bir tasfiye sürecini ifade eder.

Evlilik Öncesi Krediyle Edinilen Malların Paylaşımı

Evlilikten önce krediyle satın alınan bir malın hukuki niteliği belirlenirken, öncelikle edinme tarihi esas alınır. Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesi uyarınca, evlenmeden önce eşlerden birine ait olan mallar kişisel maldır. Bu nedenle, evlilikten önce tapusu alınmış bir taşınmaz veya adına tescil edilmiş bir araç, kural olarak kişisel mal sayılır ve tasfiyeye dahil edilmez. Ancak bu malın bedelinin ödenmesine evlilik birliği içinde devam edilmiş olması, malın hukuki statüsünü tek başına değiştirmez.

Bununla birlikte, evlilik süresince kişisel mala yönelik kredi taksitlerinin edinilmiş mallardan veya diğer eşin gelirinden ödenmesi hâlinde, TMK m.227 kapsamında değer artış payı alacağı gündeme gelir. Diğer eş, kendi katkısı oranında kişisel malda meydana gelen değer artışı üzerinden alacak talep edebilir. Bu alacak, mülkiyet hakkı değil, parasal bir alacak hakkıdır ve tasfiye sırasında hesaplanarak hüküm altına alınır.

Yargıtay uygulamasına göre, kredi borcunun evlilikten önce ve sonra ödenen kısımları oranlanmalı; malın tasfiye tarihindeki rayiç değeri esas alınarak, evlilik içinde yapılan ödemelerin karşılığı olan değer artışı hesaplanmalıdır. Böylece kişisel mal statüsü korunmakla birlikte, evlilik birliği içinde yapılan ekonomik katkı adil şekilde denkleştirilmiş olur.

Boşanma Davası Açılmadan Önce Elden Çıkarılan Malların Tasfiyedeki Durumu

Eşlerden birinin, boşanma davası açılmadan önce ancak mal rejiminin sona ereceğini öngörerek malvarlığını elden çıkarması, TMK m.229 kapsamında “eklene   cek değer” olarak tasfiyeye dahil edilebilir. Özellikle diğer eşin katılma alacağını azaltmak amacıyla yapılan bağışlar, bedelsiz devirler veya muvazaalı satışlar, tasfiye hesabında yok sayılmaz; devredilen mal varlığı sanki hâlen mevcutmuş gibi değerlendirmeye alınır.

Bu tür işlemlerde mahkeme, devrin amacını, zamanlamasını ve karşılıksız olup olmadığını inceler. Devrin boşanmadan kısa süre önce yapılmış olması, bedelin gerçeğe aykırı gösterilmesi veya devralanın yakın akraba olması gibi olgular, kötü niyetin göstergesi kabul edilmektedir. Yargıtay’a göre, bu durumda tasfiye hesabı, devrin yapıldığı tarihteki nitelik esas alınarak, ancak karar tarihine en yakın rayiç değer üzerinden yapılmalıdır.

Elden çıkarılan mal üçüncü kişiye geçmişse, üçüncü kişinin doğrudan tasfiye borçlusu olması söz konusu olmaz; ancak TMK m.241 uyarınca, borçlu eşten tahsil imkânsız hâle gelirse, kazandırmadan yararlanan üçüncü kişiye sınırlı sorumluluk çerçevesinde başvurulabilir. Bu sistem, mal kaçırma girişimlerine karşı diğer eşi koruyan önemli bir hukuki güvence mekanizmasıdır.

Evlilikte Eşit Paylaşım Dışında Bir Oran Belirlenebilir Mi?

Eşler, evlenmeden önce veya evlilik devam ederken, TMK m.203 ve devamı uyarınca mal rejimi sözleşmesi yaparak yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma rejimi yerine başka bir mal rejimini kabul edebilirler. Bu sözleşme ile mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı veya mal ortaklığı rejimi seçilebilir. Yapılan sözleşme, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz.

Mal rejimi sözleşmesi, boşanma hâlinde hangi malların paylaşılacağı, hangi malların kişisel kalacağı ve paylaşım oranlarının ne olacağı konusunda belirleyici rol oynar. Özellikle ticari faaliyeti olan, yüksek risk içeren işlerde çalışan veya aileden intikal edecek önemli malvarlığı bulunan kişiler bakımından, mal ayrılığı rejimi seçilerek kişisel malvarlığının korunması amaçlanabilir. Bu durumda boşanma hâlinde, kural olarak katılma alacağı doğmaz.

Ancak sözleşme serbestisi sınırsız değildir. Yapılan düzenlemeler emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine ve dürüstlük kuralına aykırı olamaz. Bir eşin ekonomik olarak tamamen korunmasız bırakılması veya gelecekteki tüm haklarından belirsiz şekilde feragat etmesi hâlinde, sözleşmenin ilgili hükümleri geçersiz sayılabilir. Bu nedenle mal rejimi sözleşmeleri, uygulamada büyük önem taşıyan ve dikkatle hazırlanması gereken hukuki belgelerdir.

Evlilik Süresince Edinilen Malların Paylaşım Dışı Bırakılmasının Hukuki Yolları

Evlilik süresince edinilen mallar kural olarak edinilmiş mal sayılır ve tasfiyeye tabidir. Ancak eşler, TMK m.203 ve devamı uyarınca yapacakları mal rejimi sözleşmesiyle, edinilmiş mallara katılma rejimi yerine mal ayrılığı rejimini kabul edebilir ve böylece evlilik içinde edinilen malların paylaşım dışında kalmasını sağlayabilirler. Bu sözleşme, evlilikten önce veya evlilik sırasında yapılabilir ve noterde düzenlenmesi zorunludur.

Bunun dışında, belirli bir malın kişisel mal olarak kabul edilmesi de mümkündür. TMK m.221 gereğince, eşler bir malı kişisel mal olarak nitelendiren sözleşme yapabilirler. Örneğin, evlilik içinde satın alınacak bir taşınmazın tapuda eşlerden biri adına alınması ve ayrıca bu malın kişisel mal sayılacağına dair yazılı bir anlaşma yapılması halinde, tasfiyede bu mal edinilmiş mal olarak değil, kişisel mal olarak değerlendirilir.

Ayrıca, miras bırakan veya bağışlayan kişi tarafından yapılan kişisel mal niteliği belirleyici kayıtlar da paylaşım dışı kalmayı sağlar. Bir bağış sözleşmesinde veya vasiyetnamede, verilen malın sadece ilgili eşe ait olacağı ve mal rejimi tasfiyesine dahil edilmeyeceği açıkça belirtilmişse, bu mal TMK m.220/2 kapsamında kişisel mal sayılır ve diğer eş katılma alacağı talep edemez.

Miras Yoluyla Kazanılan Malların Mal Rejimi Tasfiyesindeki Yeri

Miras yoluyla kazanılan mallar, Türk Medeni Kanunu’nun 220/2. maddesi gereğince kişisel maldır. Bu nedenle, boşanma hâlinde miras kalan taşınmazlar, paralar, şirket payları ve diğer malvarlığı değerleri, kural olarak tasfiye dışı bırakılır. Diğer eş, bu mallar üzerinde artık değere katılma alacağı talep edemez.

Ancak miras kalan malın gelirleri, örneğin kiraya verilen miras taşınmazından elde edilen kira bedelleri veya miras parasıyla yapılan yatırımların getirileri, edinilmiş mal sayılabilir. Bu durumda, malın kendisi kişisel mal olarak kalmakla birlikte, evlilik süresince elde edilen gelirler tasfiyeye dahil edilerek paylaşım konusu yapılır. Ayrıca miras kalan malın değerinin, diğer eşin katkısıyla artması hâlinde, TMK m.227 uyarınca değer artış payı alacağı gündeme gelebilir.

Yargıtay içtihatlarında, miras kalan malın kişisel mal olduğu açıkça vurgulanmakta; ancak bu malın korunması, iyileştirilmesi veya borcunun ödenmesine diğer eşin katkı sağlaması hâlinde, katkı oranında parasal alacak doğabileceği kabul edilmektedir. Böylece kişisel mal statüsü korunmakla birlikte, evlilik içi emek ve ekonomik katkı da hakkaniyet gereği denkleştirilmektedir.

Boşanmada Mal Paylaşımı Davası Açma Süresi ve Zamanaşımı

Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacaklar, boşanma kararının kesinleşmesiyle muaccel hâle gelir. TMK m.225 uyarınca mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer; ancak katılma alacağı ve değer artış payı alacağı, tasfiyenin yapılmasıyla istenebilir hâle gelir.

Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacakların zamanaşımı, kural olarak on yıldır. Bu süre, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre, bu sürenin geçirilmesi hâlinde alacak hakkı zamanaşımına uğrar ve dava reddedilir.

Zamanaşımı, borcu sona erdirmez; ancak borçlunun def’i hakkı doğar. Davalı eş, zamanaşımı def’ini ileri sürmediği sürece mahkeme bunu re’sen dikkate alamaz. Bu nedenle, uygulamada mal paylaşımı davasının, boşanma kararının kesinleşmesini takiben gecikmeksizin açılması, hak kaybı riskinin önlenmesi bakımından büyük önem taşır.

Mal Rejimi Tasfiyesinde Görevli ve Yetkili Mahkeme

Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan davalarda görevli mahkeme, Türk Medeni Kanunu m.214 ve HMK m.2 hükümleri uyarınca kural olarak Aile Mahkemesidir. Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise bu sıfatla Asliye Hukuk Mahkemesi görev yapar. Katılma alacağı, değer artış payı, katkı payı ve alacak davası niteliğindeki tüm tasfiye talepleri bu mahkemelerde görülür.

Yetkili mahkeme bakımından TMK m.214 özel bir düzenleme getirmiştir. Buna göre, eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi, boşanma davasına bakan mahkeme veya malvarlığının bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Uygulamada genellikle boşanma davasının görüldüğü mahkemede tasfiye davası açılması tercih edilmektedir; zira dosyadaki delillerin ve taraf bilgilerinin aynı yargı çevresinde bulunması usul ekonomisi sağlar.

Boşanmada Hangi Mallar Paylaşılır?

Boşanmada paylaşım konusu olan mallar, TMK m.219 uyarınca edinilmiş mallardır. Edinilmiş mal, evlilik süresince eşlerin emekleri karşılığında edindikleri tüm malvarlığı değerlerini kapsar. Bu kapsamda;

  • Çalışma karşılığı elde edilen ücret, maaş, prim, ikramiye
  • Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarından yapılan ödemeler
  • Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar
  • Kişisel malların gelirleri (kira, faiz, temettü)
  • Edinilmiş malların yerine geçen değerler
  • Evlilik içinde alınan konut, araç, arsa, işyeri
  • Banka hesaplarındaki birikimler
  • Şirket hisseleri ve ticari işletme payları

edinilmiş mal sayılır ve tasfiyede kural olarak eşit şekilde paylaşılır.

Bu malların tasfiye değeri, TMK m.231 gereğince tasfiye tarihine en yakın rayiç değer esas alınarak belirlenir. Borçlar düşüldükten sonra kalan artık değerin yarısı diğer eşin katılma alacağı olarak hesaplanır.

Boşanmada Hangi Mallar Paylaşılmaz?

Paylaşım dışı kalan mallar ise TMK m.220 kapsamında kişisel mal niteliğindedir. Bunlar tasfiyeye dahil edilmez ve diğer eş bu mallar üzerinde katılma alacağı talep edemez. Kişisel mallar şunlardır:

  • Evlilikten önce sahip olunan mallar
  • Miras yoluyla kazanılan mallar
  • Karşılıksız kazanımlar (bağış, hibe)
  • Manevi tazminat alacakları
  • Kişisel kullanıma özgü eşyalar
  • Mal rejimi sözleşmesiyle kişisel mal olarak belirlenen değerler
  • Kişisel malların yerine geçen değerler

Bu mallar üzerinde kural olarak paylaşım yapılmaz. Ancak diğer eşin bu malların edinilmesine, korunmasına veya değerinin artmasına katkı sağlaması hâlinde, TMK m.227 uyarınca değer artış payı alacağı doğabilir.

Kişisel malın tasfiyede tamamen dışlanabilmesi için, kişisel mal niteliğinin ispatı zorunludur. Yargıtay uygulamasında, tapu kaydı, miras ilamı, bağış sözleşmesi, banka dekontları ve yazılı mal rejimi sözleşmeleri kişisel malın ispatında temel deliller olarak kabul edilmektedir.

Atabay Hukuk Bürosu - Boşanmada Mal Paylaşımı Nedir Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır

Boşanma Sürecinde Mal Kaçırma Girişimlerine Karşı Hukuki Koruma Yolları

Boşanma sürecinde eşlerden birinin, mal rejimi tasfiyesinden doğacak alacakları bertaraf etmek amacıyla mallarını üçüncü kişilere devretmesi, muvazaalı satış yapması veya malvarlığını gizlemesi uygulamada sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu tür işlemler, TMK m.229 ve TMK m.241 hükümleriyle yaptırıma bağlanmıştır. Kanun koyucu, tasfiyeden önce yapılan ve diğer eşin katılma alacağını azaltma amacı taşıyan karşılıksız kazandırmaları ve olağan dışı devirleri, tasfiyede hesaba katılacak değerler arasında saymıştır.

Bu kapsamda, eşin boşanma davasından kısa süre önce taşınmazını kardeşine, anne-babasına veya yakın çevresine devretmesi, şirket hisselerini düşük bedelle elden çıkarması ya da bankadaki birikimlerini üçüncü kişiler adına aktarması hâlinde, diğer eş “eklenecek değer” talebinde bulunabilir. Mahkeme, bu işlemleri gerçek satış olarak değil, mal kaçırma amacıyla yapılmış tasarruflar olarak değerlendirirse, devredilen malın tasfiye tarihindeki rayiç değerini hesaba katar ve katılma alacağını buna göre belirler.

Bunun yanında, yargılama süresince malvarlığının korunması için ihtiyati tedbir yoluna başvurulabilir. HMK m.389 ve devamı uyarınca, taşınmazlara ihtiyati tedbir şerhi konulması, banka hesaplarına bloke uygulanması ve şirket paylarının devrinin yasaklanması mümkündür. Ayrıca, muvazaalı devirler bakımından tapu iptali ve tescil davası ya da tasarrufun iptali davası açılarak üçüncü kişilerle yapılan işlemlerin hükümsüzlüğü sağlanabilir. Böylece, boşanma sürecinde mal kaçırma girişimlerine karşı hem maddi hukuk hem de usul hukuku araçlarıyla etkin koruma sağlanmaktadır.

Saygılarımızla,

Atabay Hukuk Bürosu