• Hakkımızda
  • Sektörler
  • Çalışma Alanları
    Atabay Hukuk Bürosu
    Çalışma Alanlarımız
  • Ekibimiz

Polise Mukavemet Cezası Ne Kadar? Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu Nedir?

Polise mukavemet olarak ifade edilen görevi yaptırmamak için direnme suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesi kapsamında düzenlenmiş olup, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini cebir veya tehdit yoluyla engellemeye yönelik fiilleri yaptırıma bağlamaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için yalnızca kamu görevlisine karşı olumsuz bir tutum sergilenmesi yeterli olmayıp, görevin icrasını engellemeye elverişli şekilde cebir veya tehdit içeren aktif bir davranışın bulunması gerekmektedir. Bu yönüyle suç, uygulamada “polise mukavemet” şeklinde anılmakla birlikte, yalnızca kolluk görevlilerine değil tüm kamu görevlilerine karşı işlenebilen bir suç tipidir.

Cezai yaptırım bakımından, suçun temel hali için kanunda altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Suçun yargı görevi yapanlara karşı işlenmesi halinde ise ceza artırılarak iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası uygulanmaktadır. Bununla birlikte, suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, failin kendisini tanınmayacak hale getirmesi veya silah kullanılması gibi nitelikli hallerin varlığı durumunda cezada artırım yapılmakta; ayrıca cebir sonucu yaralama meydana gelmesi halinde, yaralama suçuna ilişkin hükümler de ayrıca uygulanmaktadır. Bu çerçevede, polise mukavemet suçunun yaptırımı somut olayın özelliklerine göre değişkenlik göstermektedir.

Görevi yaptırmamak için direnme suçunun değerlendirilmesinde, olayın meydana geliş şekli, kullanılan cebir veya tehdidin niteliği, failin kastı ve kamu görevlisinin görev anındaki durumu belirleyici unsurlar arasında yer almaktadır. Suçun oluşumu için kamu görevlisinin görevini ifa ettiği sırada müdahaleye maruz kalması gerekir; görev dışında veya görev sona erdikten sonra gerçekleştirilen fiiller her somut olayda bu suç kapsamında değerlendirilmeyebilir. Bu nedenle, polise mukavemet olarak ifade edilen durumlar, hukuki nitelendirme açısından dikkatle incelenmekte ve her olay kendi koşulları içinde değerlendirilmektedir.

Ataay Hukuk Bürosu - Polise Mukavemet Cezası Ne Kadar Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu Nedir

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme (Mukavemet) Suçu Nedir?

Görevi yaptırmamak için direnme suçu, uygulamada “polise mukavemet” olarak da ifade edilen ve kamu görevlisinin görevini ifa etmesini engellemeye yönelik cebir veya tehdit içeren davranışları yaptırım altına alan bir suç tipidir. Bu suçun temel dayanağı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesi olup, kamu otoritesinin etkin şekilde kullanılmasını koruma amacı taşımaktadır. Burada korunan hukuki değer, kamu hizmetinin kesintisiz ve güvenli bir şekilde yürütülmesidir.

Mukavemet suçu, seçimlik hareketli bir suç niteliğindedir. Yani cebir veya tehdit unsurlarından herhangi birinin varlığı suçun oluşumu için yeterlidir. Bununla birlikte, cebir veya tehdit unsurlarının somut olayda hangi yoğunlukta gerçekleştiği, suçun nitelikli halinin oluşup oluşmadığı ve cezanın belirlenmesi açısından önem taşımaktadır.

TCK Bakımından Kamu Görevlisi Kimdir?

Kamu görevlisi kavramı, TCK m.6/1-c hükmünde geniş bir şekilde tanımlanmıştır. Buna göre kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine, atama, seçilme veya herhangi bir surette sürekli, süreli ya da geçici olarak katılan kişidir. Bu tanım, yalnızca memurları değil, kamu hizmeti yürüten geniş bir personel grubunu kapsamaktadır.

Bu kapsamda polis, jandarma, zabıta gibi kolluk görevlilerinin yanı sıra hakim, savcı, avukat, bilirkişi ve tanık gibi yargı sürecine katılan kişiler de kamu görevlisi olarak kabul edilir. Aynı şekilde milletvekilleri, belediye başkanları ve seçim görevlileri de kamu görevlisi statüsünde değerlendirilir. Dolayısıyla mukavemet suçunun mağduru, geniş anlamda kamu hizmeti yürüten herhangi bir kişi olabilir.

Kamu görevlisi kavramının geniş yorumlanması, suçun uygulama alanını da genişletmektedir. Ancak her kamu görevlisine karşı gerçekleştirilen davranış mukavemet suçu oluşturmaz. Görevin ifası sırasında veya görevle bağlantılı olarak cebir veya tehdit kullanılması gerekir. Görev dışı bir faaliyet sırasında gerçekleşen müdahaleler ise farklı suç tipleri kapsamında değerlendirilebilir.

Polise Mukavemet Cezası

Polise mukavemet suçunun temel cezası, TCK m.265/1 uyarınca altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıdır. Kolluk görevlilerine karşı görevlerini yapmalarını engellemek amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde bu yaptırım uygulanır. Suçun temel şekli bakımından hakim, somut olayın özelliklerine göre alt ve üst sınırlar arasında bir ceza tayin eder.

Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde ise ceza artmaktadır. TCK m.265/2 uyarınca bu durumda iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Ayrıca suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, failin kendisini tanınmayacak hale koyması veya silahla işlenmesi gibi nitelikli hallerde ceza artırılmaktadır.

Nitelikli haller bakımından, TCK m.265/3 ve m.265/4 hükümleri uyarınca ceza sırasıyla üçte bir veya yarı oranında artırılır. Bu durum, özellikle toplu hareket edilen olaylarda veya örgütsel nitelik taşıyan eylemlerde daha ağır yaptırımların uygulanmasına neden olur. Böylece kamu görevlisinin görevini güvenli şekilde yerine getirmesi güvence altına alınmaktadır.

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunun Şartları

Bu suçun oluşabilmesi için öncelikle ortada görev yapan bir kamu görevlisinin bulunması gerekir. Kamu görevlisinin görevini ifa ettiği sırada veya görevle bağlantılı bir işlem yürüttüğü esnada fail tarafından cebir veya tehdit kullanılması şarttır. Görev tamamlandıktan sonra yapılan müdahaleler ise bu suç kapsamında değerlendirilmeyebilir.

İkinci önemli unsur, cebir veya tehdidin varlığıdır. Cebir, fiziksel güç kullanımı anlamına gelirken; tehdit, mağdur üzerinde korku ve endişe yaratmaya yönelik söz veya davranışları ifade eder. Bu iki unsurdan herhangi birinin bulunması suçun oluşması için yeterlidir. Ancak salt tartışma, itiraz veya sözlü rahatsızlık oluşturma mukavemet suçu için yeterli kabul edilmez.

Üçüncü olarak, failin kastı önem taşır. Failin amacı, kamu görevlisinin görevini yaptırmamak olmalıdır. Bu özel kastın bulunmaması halinde suçun oluşup oluşmadığı her somut olayda ayrıca değerlendirilir. Dolayısıyla eylemin niteliği, kullanılan araçlar ve olayın gelişimi birlikte incelenerek hukuki nitelendirme yapılır.

Polise Mukavemet Suçu Unsurları

Mukavemet suçunun maddi unsuru, kamu görevlisine karşı cebir veya tehdit kullanılmasıdır. Bu hareketin, kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemeye elverişli olması gerekir. Hareketin sonuç doğurması şart olmamakla birlikte, engellemeye yönelik olması yeterlidir. Bu yönüyle suç, tehlike suçu niteliği taşır.

Manevi unsur bakımından, failin kastı aranır. Fail, kamu görevlisinin görevini yaptırmamak amacıyla hareket etmelidir. Genel kast yeterli olup, özel bir saik aranmaz. Ancak eylemin gerçekleşme şekli ve failin davranışları, kastın varlığına ilişkin değerlendirmede önemli rol oynar.

Hukuka aykırılık unsuru bakımından, failin davranışını hukuka uygun kılan bir neden bulunmamalıdır. Örneğin meşru savunma kapsamında gerçekleşen bir davranış, belirli koşullarda hukuka uygunluk nedeni oluşturabilir. Ancak uygulamada mukavemet suçunda bu tür durumlar sınırlı olup, her olay kendi içinde değerlendirilir.

Şikayet Süresi, Uzlaşma ve Dava Zamanaşımı

Görevi yaptırmamak için direnme suçu, şikayete bağlı suçlardan değildir. Bu nedenle herhangi bir şikayet süresi bulunmamaktadır ve soruşturma savcılık tarafından re’sen başlatılır. Kamu düzenini ilgilendiren bir suç olması nedeniyle, mağdurun şikayetten vazgeçmesi yargılamayı doğrudan sona erdirmez.

Uzlaşma kurumu da bu suç bakımından uygulanmaz. Uzlaşma kapsamına giren suçlar sınırlı olarak düzenlenmiş olup, mukavemet suçu bu kapsamda yer almamaktadır. Dolayısıyla taraflar arasında anlaşma sağlansa dahi, ceza yargılaması kamu adına devam eder.

Dava zamanaşımı süresi ise suçun temel hali bakımından 8 yıl olarak öngörülmüştür. Bu süre içerisinde dava açılmadığı veya açılmış davada hüküm verilmediği takdirde kamu davası düşer. Zamanaşımı süresi, suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar ve kesilme veya durma hallerine göre değişkenlik gösterebilir.

Polise Mukavemet Suçunda Haksız Tahrik

Haksız tahrik, failin kendisine yönelen haksız bir fiilin etkisi altında suç işlemesi halinde cezada indirim yapılmasını sağlayan bir kurumdur. Mukavemet suçunda da, mağdur kamu görevlisinin haksız bir davranışı söz konusuysa, bu durum haksız tahrik kapsamında değerlendirilebilir. Ancak kamu görevlisinin görevini icra etmesi tek başına haksız tahrik oluşturmaz.

Haksız tahrikin uygulanabilmesi için, kamu görevlisinin hukuka aykırı bir davranışının bulunması gerekir. Bu davranışın fail üzerinde öfke veya şiddetli elem yaratması ve bu durumun eyleme sebebiyet vermesi aranır. Mahkeme, olayın özelliklerine göre bu unsurların varlığını somut deliller üzerinden değerlendirir.

Uygulamada haksız tahrik indirimleri, her somut olayda otomatik olarak uygulanmaz. Hakim, olayın gelişimi, tarafların davranışları ve müdahalenin niteliğini dikkate alarak bir değerlendirme yapar. Bu nedenle mukavemet suçunda haksız tahrik iddiası, dikkatli ve delillere dayalı şekilde ileri sürülmelidir.

Soruşturma ve Kovuşturma Evresi

Mukavemet suçunda soruşturma evresi, Cumhuriyet savcısı tarafından re’sen yürütülür. Kolluk kuvvetleri tarafından düzenlenen tutanaklar, tanık beyanları ve kamera kayıtları gibi deliller bu aşamada toplanır. Şüpheli hakkında yeterli şüphe oluşması halinde iddianame düzenlenerek kamu davası açılır.

Kovuşturma evresinde ise mahkeme, dosyadaki delilleri değerlendirerek sanığın suçlu olup olmadığına karar verir. Bu süreçte sanığın savunma hakkı korunur ve delillerin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediği incelenir. Mukavemet suçları genellikle asliye ceza mahkemelerinde görülür.

Yargılama sürecinde, eylemin hukuki nitelendirmesi, cebir veya tehdidin varlığı, kast unsuru ve nitelikli hallerin bulunup bulunmadığı detaylı şekilde incelenir. Mahkeme, tüm delilleri birlikte değerlendirerek hüküm kurar ve uygun görülen ceza belirlenir.

Gözaltı ve Tutukluluk

Mukavemet suçu nedeniyle gözaltı işlemi, somut olayın özelliklerine ve şüphelinin yakalanma durumuna bağlı olarak kolluk tarafından gerçekleştirilebilir. Özellikle olayın sıcaklığı, delillerin korunması ve kaçma şüphesi gibi durumlar göz önünde bulundurularak gözaltı kararı uygulanabilir.

Tutuklama ise daha ağır bir koruma tedbiridir ve ancak belirli şartların varlığı halinde hâkim kararıyla uygulanır. Tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin varlığı ve tutuklama nedenlerinin bulunması gerekir. Mukavemet suçlarında her olayda tutuklama kararı verilmesi zorunlu değildir; ölçülülük ilkesi dikkate alınır.

Gözaltı ve tutukluluk süreçlerinde şüpheli veya sanığın savunma hakkı korunur. Avukat yardımı ile sürecin yürütülmesi, hak kayıplarının önlenmesi açısından önemlidir. Ayrıca bu aşamalarda yapılan işlemlerin hukuka uygunluğu denetime tabidir.

Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Mukavemet suçu nedeniyle verilen hapis cezaları, belirli koşullar altında adli para cezasına çevrilebilir. Mahkeme, sanığın kişisel durumu, suçun işleniş şekli ve cezanın süresi gibi kriterleri dikkate alarak bu yönde bir değerlendirme yapabilir. Bu durum özellikle kısa süreli hapis cezalarında gündeme gelir.

Erteleme kurumu, verilen hapis cezasının ceza infaz kurumunda çektirilmesinden şartlı olarak vazgeçilmesini ifade eder. Sanığın sabıkasız olması, tekrar suç işlemeyeceği yönünde kanaat oluşması gibi kriterler erteleme kararında etkili olur. Mukavemet suçunda erteleme kararı verilmesi mümkündür.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) ise sanık hakkında verilen hükmün belirli bir denetim süresi boyunca sonuç doğurmamasını sağlar. Bu süre içerisinde yükümlülüklere uyulması halinde ceza ortadan kalkar. Mukavemet suçlarında HAGB uygulanması, şartların sağlanması halinde mümkündür ve uygulamada sıkça karşılaşılan bir kurumdur.

Ataay Hukuk Bürosu - Polise Mukavemet Cezası Ne Kadar Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçu Nedir

Polise Mukavemet Suçu İle İlgili Yargıtay Kararları

Aşağıda, görevi yaptırmamak için direnme (TCK 265) suçuna ilişkin Yargıtay kararları, uygulamadaki kriterler çerçevesinde sistematik ara başlıklarla ele alınmış ve içtihatların hukuki yaklaşımı kurumsal bir çerçevede açıklanmıştır.

Hakaret Suçunda Sınırın Belirlenmesi ve CMK 230 Kapsamında Gerekçeli Karar Zorunluluğu

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 05.03.2020 tarihli, 2019/11919 Esas ve 2020/5628 Karar sayılı ilamı, hakaret suçu ile görevi yaptırmamak için direnme suçunda unsurların doğru belirlenmesi ve gerekçeli karar standardı açısından önemli tespitler içermektedir. Somut olayda sanık hakkında her iki suçtan mahkûmiyet kararı verilmiş, sanığın kolluk görevlilerinin müdahalesine karşı davranışları ve kullandığı ifadeler cezalandırma konusu yapılmıştır.

Yargıtay incelemesinde, TCK 265 kapsamında düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunun ancak cebir veya tehdit içeren aktif bir direnme ile oluşabileceği, pasif davranışların bu suçu oluşturmayacağı vurgulanmıştır. Somut olayda sanığın polis merkezine girmeye çalışırken elinden kurtulması şeklindeki eylemin hangi somut cebir veya tehdit unsurunu içerdiğinin gerekçede açıklanmadığı belirtilmiştir. Ayrıca hakaret suçu bakımından, kullanılan ifadelerin onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyuta ulaşmadığı, kaba ve nezaket dışı söz niteliğinde kaldığı ifade edilmiştir. Bu nedenle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.

Sonuç olarak Yargıtay, hem eksik gerekçe hem de suç vasfının hatalı belirlenmesi nedeniyle mahkûmiyet hükümlerini bozmuştur. Bu karar, uygulamada hakaret ile kaba söz ayrımının doğru yapılması, direnme suçunda cebir ve tehdit unsurunun somutlaştırılması ve CMK 230 kapsamında gerekçeli kararın denetime elverişli şekilde kurulması zorunluluğu bakımından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

Silahla Tehdit ve Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunda Suç Vasfının Belirlenmesi

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 04.03.2020 tarihli, 2016/5458 Esas ve 2020/4701 Karar sayılı ilamı, silahla tehdit ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarıyla birlikte değerlendirilen görevi yaptırmamak için direnme suçu ve fikri içtima ilişkisini ele almaktadır. Somut olayda sanığın yangın çıkardığı, polislerin müdahalesi sırasında av tüfeğiyle “içeri gireni vururum” şeklinde tehditte bulunduğu kabul edilmiştir.

Yargıtay incelemesinde, sanığın eyleminin bir bütün olarak değerlendirildiğinde birden fazla kamu görevlisine karşı silahla görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu vurgulanmıştır. Bu nedenle ayrıca silahla tehdit suçundan hüküm kurulmasının hukuka uygun olmadığı, doğru vasıflandırmanın TCK 265 kapsamında yapılması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca olayda TCK 44 kapsamında fikri içtima uygulanarak daha ağır suçtan hüküm kurulmasının da hatalı olduğu ifade edilmiştir. Bu değerlendirme, suçların birbirinden ayrıştırılması ve doğru normun uygulanması açısından önem taşımaktadır.

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunda Cebir ve Tehdit Sınırı (Yargıtay 18. Ceza Dairesi İçtihadı)

Yargıtay 18. Ceza Dairesi tarafından verilen ve 2018/2138 Esas ile 2019/12775 Karar sayılı içtihat, hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarına ilişkin önemli değerlendirmeler içermektedir. Asliye Ceza Mahkemesi’nin mahkûmiyet hükmü temyiz edilmiş, dosya Yargıtay tarafından incelenmiştir. Kararda özellikle TCK 265 kapsamında suçun oluşum şartları ve cebir-tehdit unsurlarının sınırları üzerinde durulmuştur. Türk ceza hukuku uygulamasında kamu görevlisine karşı sözlü davranışların suç oluşturma sınırına ilişkin önemli bir ölçüttür.

Olayda sanığın kolluk görevlilerine yönelik sözleri ve davranışları değerlendirilmiş, hakaret suçuna ilişkin mahkûmiyet delillerle sabit görülerek onanmıştır. Dosyada, kaçak orman emvali tespiti üzerine başlatılan işlem sırasında sanığın tepki niteliğindeki sözler söylediği anlaşılmıştır. Ancak görevi yaptırmamak için direnme suçunda kullanılan ifadelerin doğrudan cebir veya tehdit içermediği, şikayet hakkı kapsamında değerlendirilebileceği belirtilmiştir. Yargıtay, kamu görevlisini korkutmaya elverişli ciddi bir tehdit bulunmadığını vurgulamış ve salt sözlü açıklamaların suç için yeterli olmadığını ifade etmiştir.

Sonuç olarak hakaret suçu yönünden hüküm onanmış, TCK 265 kapsamında verilen mahkûmiyet ise unsurlar oluşmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Karar sözlü ifadelerin her zaman direnme suçu oluşturmayacağını ve cebir-tehdit kriterinin somut olayda mutlaka aranması gerektiğini ortaya koyarak uygulamaya yön vermiştir. Ayrıca kamu görevlisine karşı yapılan açıklamaların şikayet hakkı sınırında kalması halinde suç teşkil etmeyeceği emsal niteliğinde değerlendirme sunmaktadır. Cebir ve tehdit ayrımı bakımından yargısal içtihada önemli katkı sağlamıştır.

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunda Tehdit Unsuru ve Cebir Sınırının Yorumlanması

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 2013/42403 Esas ve 2014/31816 Karar sayılı içtihadı, TCK 265 kapsamında görevi yaptırmamak için direnme suçu bakımından cebir ve tehdit unsurunun sınırlarını değerlendirmektedir. Olayda, alkollü araç kullandığı tespit edilen sanığın, polis memurlarının alkolmetre ile ölçüm yapmak istemesi üzerine cihazı üflemeyi reddettiği ve “sizi doğuya sürdüreceğim” şeklinde sözler söylediği belirtilmiştir.

Yargıtay çoğunluğu, mahkûmiyet hükmünü bozmuştur. Kararda, görevi yaptırmamak için direnme suçunun oluşabilmesi için cebir veya tehdit unsurunun açık, somut ve tartışmasız şekilde ortaya konulması gerektiği vurgulanmıştır. Somut olayda sanığın sözlerinin, kamu görevlisinin görevini engellemeye elverişli ciddi ve objektif olarak korku yaratacak nitelikte olup olmadığının yeterince tartışılmadığı belirtilmiştir. Bu nedenle yalnızca sözlü ifade üzerinden ve yetersiz gerekçeyle mahkûmiyet kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.

Karşı oyda ise farklı bir yaklaşım benimsenmiştir. Sanığın kullandığı ifadenin TCK 106 kapsamında tehdit niteliği taşıdığı ve kamu görevlisini görevini yapmaktan alıkoyma amacına yönelik olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca suçun oluşumu için mağdurda fiilen korku oluşmasının zorunlu olmadığı, objektif olarak tehdit içeren sözlerin yeterli olduğu belirtilmiştir. Bu yönüyle karar, TCK 265 kapsamında tehdit unsurunun yorum sınırlarını belirleyen önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunda Sözlü Davranışların Tehdit Sayılma Sınırı

Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 2013/14091 Esas ve 2015/1028 Karar sayılı içtihadı, TCK 265 kapsamında görevi yaptırmamak için direnme suçunun unsurlarını özellikle “cebir ve tehdit” bakımından değerlendirmektedir. Somut olayda sanığın, polislerin daveti üzerine karakola gitmeye karşı çıktığı ve “Benim partimi kimse bozamaz. Bu partiyi ben düzenliyorum. Ne beni alabilirsiniz ne de başkasını, buradan adam mı alacaksınız” şeklinde sözler söylediği kabul edilmiştir.

Yargıtay, görevi yaptırmamak için direnme suçunun seçimlik hareketli ve amaçlı bir suç tipi olduğunu, ancak bu suçun oluşabilmesi için mutlaka cebir veya tehdit içeren aktif bir direnme fiili bulunması gerektiğini vurgulamıştır. Kararda, yalnızca sözlü tepki ve sinkaflı ifadelerin bu suçun oluşumu için yeterli olmadığı belirtilmiş, somut olayda sanığın sözlerinin objektif olarak tehdit niteliği taşımadığı ifade edilmiştir. Bu nedenle eylemin en fazla hakaret kapsamında değerlendirilebileceği kabul edilmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay, direnme suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü bozmuştur. Karar, özellikle pasif direnme ile TCK 265 kapsamındaki aktif cebir-tehdit ayrımını netleştirmesi bakımından önem taşımaktadır. Ayrıca yalnızca sert veya saldırgan sözlerin her durumda tehdit sayılmayacağı ve suçun oluşumu için somut, objektif ve etkili bir engelleme iradesinin bulunması gerektiği açık şekilde ortaya konulmuştur.