• Hakkımızda
  • Sektörler
  • Çalışma Alanları
    Atabay Hukuk Bürosu
    Çalışma Alanlarımız
  • Ekibimiz

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal Ve Tescil Davası

MURİS MUVAZAASI NEDENİYLE TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI

Giriş

Miras hukukunda sıkça karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, miras bırakanın vefatından sonra ortaya çıkan,
halk arasında mirastan mal kaçırma olarak bilinen muris muvazaasıdır. Bu durum, miras bırakanın,
mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla, aslında bağışlamak istediği bir taşınmazı, tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi göstererek devretmesidir. Bu durumda mirasçılar tarafından başvurulması gereken hukuki yol; muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescili davasının ikame edilmesidir.

Muris Muvazaasının Hukuki Tanımı ve Unsurları

Tanım ve Hukuk Düzenindeki Yeri

Muris muvazaası, miras hukukuna özgü bir nispi muvazaa türü olarak kabul edilir. Bu kavram, miras
bırakanın gerçek iradesi olan bağışlama işlemini, görünüşteki bir satış veya ölünceye kadar bakma
sözleşmesi ile gizlemesidir. Türk hukukunda, kanunda açıkça düzenlenmiş bir kavram olmayan muris
muvazaası, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı
Birleştirme Kararı (YİBK) ile hukuki bir dayanağa kavuşmuştur. Bu karar, miras hakkı çiğnenen tüm
mirasçılara bu davayı açma hakkı tanıyarak hukuki belirsizliği gidermiştir.
Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescili davasının temeli aslında muvazaalı işlemin hukuki anlamda gerekli bulunan şartları taşımaması, hakkın kötüye kullanılması ve bu nedenle mirasçıların hakkının gasp
edilmesidir.

Muvazaayı Oluşturan Unsurlar

Bir işlemin muris muvazaası olarak nitelendirilebilmesi için dört temel unsurun bir arada bulunması gerekir:

Görünürdeki İşlem: Tarafların gerçek iradeleriyle örtüşmeyen ve üçüncü kişileri aldatmak amacıyla
yapılan işlemdir. Genellikle tapuda yapılan bir satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesidir.
Muvazaa nedeniyle bu işlem kesin hükümsüzdür.

Gizli İşlem: Görünürdeki işlemin ardında gizlenen, tarafların asıl ve gerçek iradelerini yansıtan
işlemdir ki muris muvazaasında bu daima bir bağışlama sözleşmesidir. Ancak, tapulu bir taşınmazın
bağışlanması resmi şekle tabi olduğu için, bu gizli bağış sözleşmesi şekil eksikliğinden dolayı
geçersizdir.

Muvazaa Anlaşması: Miras bırakan ile taşınmazı devralan kişi arasında, görünürdeki işlemin
kendileri için geçerli olmayacağına dair yapılan anlaşmadır.

Mirasçılardan Mal Kaçırma Amacı (Aldatma Kastı): Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında
temel şart, miras bırakanın bu işlemi mirasçılarından mal kaçırma saikiyle yapmış olması şeklinde
ifade edilmektedir.

Davanın Tarafları, Niteliği ve Kapsamı

Saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar bu davayı açma hakkına sahiptir.
Her mirasçı, kendi miras hakkına dayanarak tek başına dava açabilir. Ancak, mirastan feragat sözleşmesiyle
miras hakkından vazgeçenler, mirası reddedenler veya mirastan çıkarılanlar bu davayı açamazlar. Bu tip
uyuşmazlıklarda davalı sıfatına sahip kişi ise muvazaalı işlemin tarafı olan ve miras bırakandan taşınmazı
devralan kişidir. Tapu kaydına güvenerek iyi niyetle taşınmazı satın alan üçüncü kişilere karşı muris
muvazaası iddiasının ileri sürülmesi mümkün değildir.

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası, tapu sicilinde oluşan yolsuz tescilin düzeltilmesi
talebiyle açılan bir davadır. Bu davanın sonucunda, tapu kaydının miras bırakan adına değil, mirasçıların
kendi miras payları oranında iptal edilerek, kendi adlarına tescili talep edilir. Yargıtay içtihatları, bu davanın
yalnızca tapuya kayıtlı taşınmazlar için açılabileceğini kabul etmektedir. Taşınır veya tapusuz taşınmazların
devri, bu davanın konusu olamaz.

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescili davalarında görevli ve yetkili mahkeme taşınmazın
bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesidir. Ayrıca miras bırakanın ölümü akabinde aslında mirasçılar
mülkiyet yani ayni hak sahibi olacaklarından işbu davanın ölümden itibaren herhangi bir zamanda açılması
mümkündür yani dava açma hakkı zamanaşımına uğramamaktadır.

İspat Yükü ve Değerlendirme Kriterleri

İspat Mekanizmaları ve Delil Serbestisi

Muvazaa davalarında, miras bırakanın mal kaçırma saikini ispat yükü, davayı açan mirasçılara aittir.
Mirasçılar, muvazaalı sözleşmenin tarafı olmadıkları için "üçüncü kişi" konumundadır ve bu nedenle delil
serbestisi ilkesinden yararlanabilirler. Bu sayede, yazılı delil dışında tanık beyanı da dahil olmak üzere her
türlü delille ispat mümkündür.

Yargıtay İçtihatlarında Muvazaayı Gösteren Emareler

Yargıtay, mal kaçırma amacının tespiti için bir dizi “fiili karine” ve “emare” belirlemiştir. Bunlar:

  • Yaş, Sağlık Durumu ve Özel Bakım İhtiyacı: Miras bırakanın temlik tarihindeki yaşı ve sağlık
    durumu.
  • Satış Bedeli ile Gerçek Değer Arasındaki Fahiş Fark: Görünürdeki satış bedelinin, taşınmazın gerçek
    değerine göre çok düşük olması.
  • Miras Bırakanın Paraya İhtiyacı Olmaması: İşlem tarihinde miras bırakanın paraya ihtiyacının
    bulunmaması.
  • Taraflar Arasındaki Beşerî İlişkiler: Miras bırakan ile devralan ve diğer mirasçılar arasındaki ailevi
    ilişkiler.
  • Temlik Edilen Malın Terekeye Oranı: Devredilen taşınmazın, miras bırakanın tüm malvarlığının
    büyük bir kısmını oluşturması.

Muris Muvazaası ve Tenkis Davası Arasındaki Farklar

Muris muvazaası ile tenkis davası amaçları, hukuki dayanakları, tarafları ve usulü bakımından birbirinden farklıdır. Tenkis davası, miras bırakanın saklı paylı mirasçıların miras paylarını; yaptığı haksız veya hileli kazandırmalar ile ihlal etmesi, miras paylarına zarar vermesi halinde başvurulacak hukuki müessesedir.

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescili davasında amaçlanan muvazaalı işlem nedeniyle geçersiz
olan kazandırmanın iptali ile taşınmazın miras bırakan terekesine yani mirasçılara iadesini sağlamak iken
tenkis davasında saklı paylı mirasçılar işlemin tamamen iptalini değil; kendi saklı paylarını karşılayan kısmın iadesini talep ederler.

Tanım kısmında da belirtildiği üzere tenkis davasını açabilecek mirasçılar yalnızca saklı paylı mirasçı
olanlardır. Yani; Türk Medeni Kanunu kapsamında eş, çocuklar, torunlar, anne veya baba dışında kalanların tenkis isteme hakkı yoktur. Ayrıca zamanaşımı bakımından da muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve davası miras bırakanın ölümünden itibaren herhangi bir zamanda açılabilirken tenkis davası miras bırakanın/saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve herhalde vefatından itibaren 10 yıl içerisinde açılmış olmalıdır.

Bu iki dava konu edilen mal bakımından da birbirinden ayrılmaktadır. Zira tenkis davasına taşınır veya
taşınmaz her türlü mal konu edilebilirken muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescili davasında yalnızca tapulu taşınmazlar konu edilebilmektedir. Bu iki dava arasında birçok noktada farklılık bulunmakla birlikte uygulamada ikisinin terditli olarak birlikte açılabilmesi de mümkündür. Zira bazı durumlarda miras bırakanın mal kaçırma kastıyla hareket edip etmediği, mirasçıları tarafından mahkemece toplanacak deliller öncesinde tespit edilememektedir. Bu halde her iki dava bakımından aranan şartların tümü kümülatif olarak bir arada varlığı gerekecek olup davada öncelikle muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescili; mahkemece yapılan incelemede muvazaaya veya mal kaçırma kastıyla yapılmış işlemlere rastlanmamış veya bu yönde kanaat oluşmamış olması durumunda ise yapılan temliklerin ve tasarrufların düzeltilmesi yoluyla saklı paylı mirasçıların miras paylarının korunması istenecektir.

Sonuç ve Değerlendirme

Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescili davası, Türk miras hukukunda hakkaniyetin tesis
edilmesinde hayati bir araçtır. Davanın başarısı, mirasçıların delil serbestisi avantajını kullanarak Yargıtay içtihatlarında şekillenen fiili karineleri somut olayın tüm özellikleriyle birlikte ortaya koyabilmesine bağlıdır.

Uygulamada mirasçıların haklarının en geniş şekilde korunabilmesi için, öncelikle muris muvazaası
iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil talebiyle yola çıkılması; bu talebin kabul görmemesi ihtimaline karşı ise tenkis talebinin kademeli biçimde ileri sürülmesi, hem usul ekonomisi hem de hak kaybının önlenmesi
bakımından isabetli bir stratejidir. Nitekim bu dava, murisin görünürdeki iradesi ile gerçekte amaçladığı irade arasındaki örtüyü kaldırarak gizli gerçeği açığa çıkarmayı hedefler; bu hedefe ulaşmanın yolu da, olayın tüm detaylarını kapsayan tutarlı bir anlatım ile güçlü ve çok yönlü bir ispat kurgusunun titizlikle kurulmasından geçer. Bu çerçevede muris muvazaası davaları, yalnızca bireysel miras hakkını değil, miras hukukunun temel denge ve adalet amacını da koruyan tamamlayıcı bir güvence işlevi görmektedir.

Saygılarımızla,

Atabay Hukuk Bürosu