• Hakkımızda
  • Sektörler
  • Çalışma Alanları
    Atabay Hukuk Bürosu
    Çalışma Alanlarımız
  • Ekibimiz

İştirak Nafakası Nedir? Hangi Durumlarda Verilir?

İştirak Nafakası Nedir? İştirak nafakası, boşanma veya ayrılık sonrasında velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin, müşterek çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve genel yaşam giderlerine katılmak amacıyla ödediği nafaka türüdür. Hukuki dayanağını Türk Medeni Kanunu’nun 182, 328, 329 ve 330. maddeleri oluşturmaktadır. Bu nafaka, ebeveynler arasındaki kişisel bir alacak değil, doğrudan doğruya çocuğun hakkı niteliğindedir ve kamu düzeniyle yakından ilişkilidir.

TMK m.182/2 hükmü uyarınca, boşanma hâlinde hâkim, velayeti kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmasına karar verir. Bu katkı, uygulamada “iştirak nafakası” olarak adlandırılmaktadır. Nafakanın amacı, çocuğun evlilik birliği içindeki yaşam standardının boşanma sonrasında da olabildiğince korunması ve çocuğun ekonomik açıdan mağdur edilmemesidir. Bu yönüyle iştirak nafakası, çocuğun üstün yararı ilkesinin somut bir görünümüdür.

İştirak nafakası, yoksulluk nafakasından farklı olarak eşin değil, çocuğun ihtiyaçlarına yöneliktir. Bu nedenle tarafların kusur durumu, zina, terk veya diğer boşanma sebepleri kural olarak nafaka hakkını etkilemez. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, nafakanın varlığı ve miktarı belirlenirken esas alınacak temel ölçütler; çocuğun yaşı, eğitim durumu, özel ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsünün mali gücüdür. Bu kapsamda iştirak nafakası, sürekli nitelikte bir edim olup, çocuğun erginliğine kadar devam eder; şartların değişmesi hâlinde ise artırılabilir, azaltılabilir veya kaldırılabilir.

Atabay Hukuk Bürosu - İştirak Nafakası Nedir Hangi Durumlarda Verilir

İştirak Nafakası Hangi Durumlarda Verilir?

İştirak nafakasına hükmedilebilmesi için öncelikle ortada evlilik birliğinden doğan bir çocuk bulunmalı ve bu çocuğun velayetinin eşlerden birine bırakılmış olması gerekir. TMK m.182 gereğince hâkim, boşanma veya ayrılık kararı verirken, velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin çocuğun giderlerine katılma yükümlülüğünü resen değerlendirir. Bu yönüyle iştirak nafakası, talep olmasa dahi kamu düzeni gereği mahkemece hükme bağlanabilecek bir nafaka türüdür.

İştirak nafakası özellikle şu hâllerde söz konusu olur:

  • Boşanma davası sonucunda velayet bir ebeveyne verildiğinde, diğer ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılması için,
  • Ayrılık kararı verildiğinde, velayet düzenlemesine bağlı olarak,
  • Velayetin değiştirilmesi davalarında, yeni velayet düzenine göre,
  • Evlilik dışı doğan çocuk bakımından, soybağı kurulmuşsa, TMK m.329 ve 330 hükümleri uyarınca,
  • Geçici velayet ve tedbir nafakası aşamasında, dava süresince çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla.

Bu durumların tamamında ortak nokta, çocuğun fiilen bir ebeveynin yanında yaşaması ve diğer ebeveynin çocuğun giderlerine doğrudan katılamamasıdır. Yargıtay uygulamasında, “nafaka yükümlüsünün gelirinin bulunmaması” tek başına nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir sebep olarak kabul edilmemekte, çalışma gücü ve yaşam standartları da dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir miktar belirlenmektedir. Dolayısıyla iştirak nafakası, sadece mevcut gelir değil, potansiyel kazanma gücü esas alınarak da takdir edilebilmektedir.

Kimler İştirak Nafakası Talep Edebilir?

İştirak nafakasının gerçek hak sahibi çocuk olmakla birlikte, talep hakkı fiilen velayeti elinde bulunduran ebeveyn tarafından kullanılır. TMK m.328 ve m.330 uyarınca, ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitim giderlerinden müştereken sorumludur. Boşanma sonrasında velayet kendisine bırakılan ebeveyn, çocuk adına diğer ebeveynden iştirak nafakası talep edebilir ve bu talep, çocuğun temsilcisi sıfatıyla ileri sürülür.

Reşit olmayan çocuk adına nafaka talebi, kural olarak velayet hakkına sahip ebeveyn tarafından dava yoluyla ileri sürülür. Ancak çocuk ergin olduktan sonra da eğitimine devam ediyorsa, TMK m.328/2 gereğince ana ve babanın bakım borcu belirli koşullarla devam eder. Bu durumda çocuk, artık bizzat kendisi, eğitim giderleri için nafaka talebinde bulunabilir. Uygulamada bu nafaka, iştirak nafakasının devamı niteliğinde görülmekte ve çoğu zaman yardım nafakası ile iç içe değerlendirilmekte­dir.

Yargıtay içtihatlarında önemli bir ilke olarak, yoksulluk nafakası alan eşten ayrıca iştirak nafakası istenemeyeceği kabul edilmektedir. Çünkü bu durumda nafaka yükümlüsü konumundaki ebeveyn zaten geçimini sağlayamayacak durumda kabul edilmekte, çocuğun giderlerine katılmasının hakkaniyete aykırı olacağı değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, velayeti kendisine bırakılmayan ebeveynin ekonomik durumunda sonradan iyileşme olması hâlinde, TMK m.331 uyarınca koşulların değişmesi sebebiyle yeniden iştirak nafakasına hükmedilmesi mümkündür.

İştirak Nafakası Nasıl Hesaplanır?

İştirak nafakasının hesaplanmasında temel ölçüt, TMK m.330 hükmünde açıkça ifade edildiği üzere, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın yaşam koşulları ve ödeme güçleridir. Nafaka, matematiksel bir formüle değil, hakkaniyet ilkesine göre belirlenir. Bu kapsamda çocuğun yaşı, eğitim düzeyi, sağlık durumu, özel gereksinimleri, yaşadığı çevre, sosyal ve kültürel faaliyetleri dikkate alınarak aylık gider kalemleri tespit edilir ve nafaka yükümlüsünün ekonomik gücüyle orantılı bir katkı payı belirlenir.

Hesaplama yapılırken özellikle şu unsurlar göz önünde bulundurulur:

  • Çocuğun barınma, beslenme, giyim, sağlık ve eğitim giderleri,
  • Özel okul, kurs, servis, kitap, kırtasiye gibi eğitim masrafları,
  • Yaşına ve gelişimine uygun sosyal faaliyet ve spor giderleri,
  • Nafaka yükümlüsünün maaşı, düzenli geliri, kira geliri, ticari kazancı, mal varlığı,
  • Tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırması sonucu ortaya konulan yaşam standartları.

Yargıtay, iştirak nafakası belirlenirken yalnızca mevcut gelirlerin değil, kişinin çalışma gücü, mesleği, yaşı ve fiili kazanma kapasitesinin de dikkate alınması gerektiğini kabul etmektedir. Bu nedenle, nafaka yükümlüsünün işsiz olması tek başına düşük nafaka takdir edilmesini gerektirmez. Bilirkişi raporları ve sosyal inceleme raporları, nafaka miktarının belirlenmesinde önemli rol oynar; hâkim, tüm bu verileri birlikte değerlendirerek çocuğun üstün yararı ilkesine uygun bir tutara hükmeder.

İştirak Nafakası Kaç Yaşına Kadar Ödenir?

İştirak nafakasının kural olarak sona erme zamanı, çocuğun erginlik yaşıdır. TMK m.328/1 uyarınca ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Türk hukukunda erginlik yaşı kural olarak 18 olup, evlenme veya mahkeme kararıyla ergin kılınma hâllerinde bu yaş daha erken gerçekleşebilir. Bu durumda iştirak nafakası da erginlikle birlikte kendiliğinden sona erer.

Bununla birlikte, aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca, çocuk ergin olduğu hâlde eğitimi devam ediyorsa, ana ve babanın bakım yükümlülüğü, eğitimi sona erinceye kadar devam edebilir. Uygulamada üniversite eğitimi gören çocuklar için bu süre çoğu zaman 22–25 yaş aralığına kadar uzayabilmektedir. Bu dönemde ödenen nafaka, niteliği itibarıyla iştirak nafakasının devamı olarak kabul edilmekte, bazen de yardım nafakası kapsamında değerlendirilmektedir.

Yargıtay kararlarında, ergin olan çocuğun artık velayet altında bulunmaması nedeniyle, nafaka talebinin bizzat çocuk tarafından ileri sürülmesi gerektiği belirtilmektedir. Ancak daha önce hükmedilmiş iştirak nafakası, eğitim devam ettiği sürece kaldırılmadıkça yürürlükte kalır. Mahkeme, çocuğun fiilen eğitim görüp görmediğini, düzenli olarak okula devam edip etmediğini ve kendi geçimini sağlayıp sağlayamadığını araştırarak, nafakanın devamına veya kaldırılmasına karar verir.

Atabay Hukuk Bürosu - İştirak Nafakası Nedir Hangi Durumlarda Verilir

İştirak Nafakası Hangi Hallerde ve Ne Zaman Kesilir?

İştirak nafakasının kesilmesinin en temel sebebi, çocuğun ergin olması ve bakım ihtiyacının sona ermesidir. Eğitimine devam etmeyen ve kendi geçimini sağlayabilecek durumda olan çocuk bakımından, TMK m.328 uyarınca ana ve babanın bakım borcu sona erer ve buna bağlı olarak iştirak nafakası da kaldırılır. Bunun için çoğu zaman nafaka yükümlüsünün mahkemeye başvurarak nafakanın kaldırılmasını talep etmesi gerekir.

Nafakanın kesilmesine yol açan diğer önemli hâller şunlardır:

  • Çocuğun evlenmesi ve artık kendi ailesini kurması,
  • Çocuğun düzenli gelir elde etmeye başlaması ve ekonomik olarak bağımsız hâle gelmesi,
  • Çocuğun eğitimini kendi isteğiyle ve haklı sebep olmaksızın bırakması,
  • Nafaka yükümlüsünün ölümü (bu durumda nafaka borcu sona erer, ancak birikmiş alacak mirasçılara intikal eder),
  • Çocuğun velayetinin nafaka yükümlüsüne geçmesi.

Ayrıca, TMK m.331 gereğince, tarafların mali durumlarında önemli değişiklikler meydana gelirse, nafakanın artırılması, azaltılması veya tamamen kaldırılması mümkündür. Örneğin nafaka yükümlüsünün sürekli iş göremez hâle gelmesi, ağır bir hastalık nedeniyle gelirini kaybetmesi gibi durumlarda, hâkim hakkaniyet gereği nafakayı azaltabilir veya kaldırabilir. Yargıtay, bu tür davalarda değişikliğin kalıcı ve objektif nitelikte olmasını aramakta, geçici gelir kayıplarını nafakanın tamamen kaldırılması için yeterli görmemektedir.

İştirak Nafakası Ödenmezse Ne Olur?

İştirak nafakası, mahkeme kararıyla hükmedilen ve ilam niteliği taşıyan bir alacak olduğundan, ödenmemesi hâlinde cebrî icra yoluyla tahsil edilebilir. Nafaka alacaklısı konumunda bulunan çocuk adına velayet hakkına sahip ebeveyn, İcra ve İflas Kanunu’nun 32 ve devamı maddeleri uyarınca ilamlı icra takibi başlatabilir. Bu takip sonucunda nafaka borçlusunun maaşına haciz konulabilir, banka hesapları ve taşınır-taşınmaz malları üzerinde cebrî icra işlemleri yapılabilir. Nafaka alacakları, öncelikli alacaklar arasında yer aldığından, haciz ve sıra cetveli aşamalarında da ayrıcalıklı bir konuma sahiptir.

İştirak nafakasının ödenmemesi hâlinde uygulanabilecek en ağır yaptırım ise İİK m.344 uyarınca öngörülen tazyik hapsidir. Bu hükme göre, nafaka borcunu kasten ve mazeretsiz olarak yerine getirmeyen borçlu hakkında, alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsine karar verilebilir. Tazyik hapsi, bir ceza değil, borcun ifasını sağlamak amacıyla öngörülmüş bir zorlama tedbiridir. Borçlu, nafaka borcunu ödediği anda tahliye edilir; ancak yeniden ödememesi hâlinde aynı yaptırım tekrar uygulanabilir.

Yargıtay uygulamasında, nafaka borcunun ödenmemesinde borçlunun kusurunun bulunup bulunmadığı, ödeme gücünün olup olmadığı ve borcun bilinçli olarak yerine getirilip getirilmediği titizlikle incelenmektedir. Ancak nafaka borcu, kamu düzeni ve çocuğun üstün yararı ile doğrudan ilgili olduğundan, borçlunun keyfî davranışları korunmamaktadır. Bu nedenle iştirak nafakasının süresinde ve eksiksiz ödenmesi, hem hukuki hem de cezai sonuçlar doğurabilecek ciddi bir yükümlülüktür.

 

Atabay Hukuk Bürosu - İştirak Nafakası Nedir Hangi Durumlarda Verilir

İştirak Nafakası Konusunda Yargıtay Uygulamaları

Yargıtay, iştirak nafakasına ilişkin uyuşmazlıklarda istikrarlı bir içtihat geliştirmiş ve özellikle çocuğun üstün yararı, hakkaniyet ve sosyal devlet ilkesi çerçevesinde değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin birçok kararında, nafaka miktarının belirlenmesinde tarafların kusur durumunun değil, çocuğun ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsünün ekonomik gücünün esas alınması gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Bu yaklaşım, iştirak nafakasının bir ceza veya tazminat değil, çocuğun bakım hakkının bir sonucu olduğu anlayışına dayanmaktadır.

Yargıtay uygulamasında dikkat çeken bir diğer ilke, nafakanın kesin hüküm teşkil etmemesidir. TMK m.331 gereğince, tarafların mali durumlarında veya çocuğun ihtiyaçlarında önemli bir değişiklik meydana geldiğinde, nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması her zaman mümkündür. Bu nedenle, nafaka kararları “değişen koşullara uyarlanabilir” nitelikte olup, ileride açılacak davalarla yeniden değerlendirilebilir. Yargıtay, bu tür davalarda değişikliğin objektif, sürekli ve önemli olması gerektiğini aramakta; geçici ve kısa süreli durumları tek başına yeterli görmemektedir.

Son olarak Yargıtay, iştirak nafakasının ödenmemesi hâlinde uygulanacak tazyik hapsi konusunda da çocuğun korunmasını esas alan katı bir tutum sergilemektedir. Nafaka borcunun kasten ödenmemesi hâlinde, borçlunun ödeme gücü araştırılmakta; ödeme gücü olduğu hâlde borcunu yerine getirmeyen kişi hakkında İİK m.344 uyarınca hapis yaptırımının uygulanmasının hukuka uygun olduğu kabul edilmektedir. Bu içtihatlar, iştirak nafakasının yalnızca özel hukuk ilişkisi değil, aynı zamanda kamu düzenini ve çocuğun temel haklarını ilgilendiren bir yükümlülük olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Saygılarımızla,

Atabay Hukuk Bürosu